20 Ağustos 2015 Perşembe

Amerika Günlüklerim Bölüm 4/4 - New York

13. GÜN - Times Square - Hell's Kitchen - Broadway


Sabah 07:30'da New York JFK havaalanına indiğimizde, yol boyunca hemen hemen hiç uyuyamadığımızdan ötürü çok yorgun ve uykusuzduk. Yoğun iş saatinde trene binmek gibi bir hata yaptık ve bir hayli uzun ve kalabalık bir tren yolculuğu sonrası Hilton Garden Inn oteline vardık. Fakat bu kadar erken gelmemizden ötürü odamız henüz hazır değildi.




Bavullarımızı bırakıp önce sert bir kahve içeren kahvaltımızı yaptık. Sonra da Times Square'de gezmeye başladık. Çok büyük ve uzun bir meydan olan Times Square'in her tarafında onlarca dev ekran var. İnsanın gündüz vakti bile başı dönüyor. Fakat buranın ne kadar çılgınca bir yer olduğunu anlamak için gece vaktini bekleyecektik.




Buradan sonra yürüme mesafesindeki Rockefeller Center'a doğru gittik. Burası meşhur Rockefeller ailesi tarafından 1930'lu yıllarda yaptırılan 19 binadan oluşan bir iş merkezi kompleksi. Bu binalarda GE (30 Rock), NBC, Deloitte, Bank of America vb gibi çok büyük şirketlerin merkezleri bulunmakta. Ayrıca NBC New York stüdyoları ve meşhur Radio City Music Hall'da burada. 1930'lu yıllarda müthiş bir vizyon ile yapılan ve New York tarihinde çok önemli bir yere sahip bir plaza.




Artık öğlen saatlerinde uykusuzluktan dolayı iyice yorulmuştuk. Otele geri döndük ve odamızın hazır olmasıyla beraber hemen yukarı çıktık. Birkaç saat uyku çekmemizle ancak kendimize gelebildik. Uyandığımızda akşamüstü olmuştu. Hemen çıkıp bir şeyler yemeye karar verdik. Otelimizden çok da uzak olmayan Hell's Kitchen mahallesinde Yelp'in de yardımıyla B Side adında çok güzel bir pizzacı bulduk. Eğer yolunuz düşerse mutlaka tavsiye ederim 



Burada yemeğimizi yedikten sonra önce Hell's Kitchen, sonra Theater District ve sonrasında Times Square'de dolaşmaya başladık. Hell's Kitchen Manhattan'ın kalanına göre çok daha alçak binaların bulunduğu, çok güzel kafe ve barlarla süslü bohem bir mahalle. Çoğu mekan salaş ve stressiz. Gay nüfusu Hell's Kitchen ve devamındaki Chelsea bölgelerinde göze çarpıyor. Broadway civarındaki tiyatrolar mahallesi ise yine her yandan gözünüze giren ışıklarla ve tiyatrolarla dolu. Her duvarda tabelalar ve meşhur Broadway oyunlarının reklamları var.




Buradan Times Square'e geldiğinizde ise her yandan gözünüzü rahatsız eden ışıklı LED ekranlar ve sürekli değişen reklamlar patlamaya başlıyor. Ne tarafa bakarsanız bakın müthiş bir renk ve ışık cümbüşü var. Burası da kelimelerle anlatması zor gerçek üstü bir ortam.






Bugünün bizim için ayrıca önemi, Amerika'da yaşayan ve kardeşim gibi sevdiğim 20 senelik dostumla buluşacak olmamızdı. Kendisi eşiyle beraber uzun süre California'da yaşadıktan sonra geçen sene itibariyle Austin'e taşınmıştı ve New York'u henüz hiç ziyaret etmemişlerdi. Uzaklık sebebiyle çok nadir gördüğümüz arkadaşlarımızı heyecanla Times Square'de beklemeye koyulduk. Gece saat 01:00 gibi buluşabildik ancak. Geç saatlere kadar bir kafede keyifle sohbet ettik ve sabah World Trade Center'da buluşmak üzere otellerimize ayrıldık.

14. GÜN - Manhattan - WTC - Staten Island - Brooklyn

Kahvaltımızı edip World Trade Center'da buluştuk. Yeni yapılan One World Trade Center'ın yanında yıkılan eski Dünya Ticaret Merkezi'nin yerinde iki adet içeri doğru çukur havuz bulunmakta. Bu anıt havuzların oldukça etkileyici olduklarını belirtmem gerek. Dört kenarında binalarda ölenlerin isimleri kazınmış durumda. Suyun kaynağı hemen önünüzden çıkıp bu derin havuza dökülüyor. Tam ortada ise dipsiz gözüken daha küçük bir kuyudan tahliye oluyor. Modern dünya tarihindeki en önemli olaylardan birinin verdiği ağırlık bu anıtlara yansımış durumda. Tamamı gürültülü ve İstanbul tarzı bir kaosun hakim olduğu Manhattan adasında belki de en sessiz noktalarda biri burası. Hem binlerce ölen insana saygıdan hem de tarihteki ağırlığından hem de bu anıtların verdiği histen dolayı insanlarda büyük bir sessizlik hakim. Anıt çevresinde yüksek sesle gülen pek insan yok.







Buradan ayrılıp Wall Street'e gittik. Yolda meşhur boğa heykelini de ziyaret etmeden geçmedik. Borsa binası ve merkez bankasının önünden geçip Federal Hall'u gezdik. Burası ilk başkan George Washington'ın başkanlık yeminini ettiği yer. 4 temmuz arefesi olması sebebiyle tam bizim geldiğimiz sırada bir geçit töreni vardı.


 



Buradan sonraki durağımız ise Staten Island feribotunun kalktığı terminal oldu. Bu feribotu kesinlikle öneririm. Tamamen ücretsiz olan bu feribotla Özgürlük Heykeli'ni denizden görebilir, Staten adasına gidebilir ve Manhattan'ın denizden manzarasının tadını çıkarabilirsiniz. Özgürlük heykelinin bulunduğu Liberty Island'a gitmek çok mantıklı değil. Hem çok fazla sıra bekleyebilirsiniz hem de gidenler heykelin o açıdan çok da güzel gözükmediğini söylemekte.




Manhattan'a geri döndüğümüzde yorulmuş ve acıkmıştık. Bir şeyler atıştırdıktan sonra Brooklyn Bridge'e doğru yürümeye devam ettik. Amacımız köprüyü yürüyerek geçmekti. Havanın sıcaklığı biraz bunaltmıştı ama köprüye çıktığımızda iyi ki yürümüşüz dedik. Köprünün alt katından arabalar geçerken üst katta bir yaya ve bisiklet yolu mevcut. Birçok filme de konu olan bu köprü çok değişik bir tasarıma sahip. Ayrıca köprünün orta taraflarından manzara da oldukça etkileyici.







Brooklyn tarafına geçip biraz dolaştıktan sonra tekrar Manhattan'a döndük. Sonraki durağımız ise Flatiron binası idi. Tam Broadway köşesindeki üçgen şeklindeki arazide bulunan bina bu parsele uygun olarak üçgen biçiminde 1902'de yapılmış. Çok enteresan ve benzersiz mimarisiyle etkileyici bir görünüme sahip bina tam Madison Square adlı küçük ama şirin parkın karşısında yer alıyor.


 


Buradan sonra biraz yorgunluğumuzu atmak üzere otellerimize dağıldık. Oldukça fazla yürümüştük. Fakat akşamüstü saatlerinde tekrar çıktık. Broadway'deki Ruthless adlı oyuna biletlerimiz vardı. Oyunu şahsen çok beğendim. Oyunculuklar harikaydı. Mutlaka bir Broadway ya da off-Broadway oyununa gitmek gerek buraya kadar gelmişken. Tiyatrodan çıktıktan sonra karnımız iyice acıkmıştı. Dostlarımızla çok güzel ve keyifli bir akşam yemeği yedikten sonra yorgunluğumuzun da etkisiyle geceyi çok da geç olmadan sonlandırdık.


15. GÜN - 30 Rock - Central Park - East River

Sabah ilk iş olarak kahvaltımızı yaptıktan sonra 30 Rockefeller Center binasının tepesine çıktık. Diğer alternatifiniz ise tabii ki Empire State'in tepesine çıkmak. yalnız 30 Rock hem en az Empire State kadar iyi bir manzaraya sahip hem de önünde sıra beklemiyorsunuz. Fiyatlar aynı sanırım. Ayrıca 30 Rock'tan Empire State binasını görmeniz de mümkün.






Bu açıdan Manhattan adasının ne kadar devasa bir beton ormanı olduğunu görmeniz mümkün. Fakat bu devasa beton kitlenin içindeki yine devasa Central Park çok etkileyici. Dünyanın en paha biçilmez parsellerinden birini park olarak korumayı başarmışlar ve hiç daraltmamışlar. Beton çölünün içinde yemyeşil bir vaha gibi adeta.




30 Rock'tan sonraki durağımız Grand Central Station ve Chrysler Building olacaktı. Birçok filmden görmeye aşina olduğumuz New York'un ana tren istasyonu gerçekten çok güzel bir mimariye sahip. Özellikle içerideki doğal ve yapay ışığın uyumu çok güzel bir atmosfer yaratıyor. Atmosferi bozan tek şey ise istasyonun içindeki doğu kanadını tamamen kaplayan Apple store. 4 Temmuz günü olduğu için de hem terminal çok kalabalıktı hem de çok fazla silahlı asker ve polis gözümüze çarptı.






Mimarisini en çok sevdiğim yapılardan biri olan Chrysler Building ise ana terminalin hemen yanında yer alıyor. Empire State'ten yaklaşık 1 yıl önce yapımı tamamlanan binanın özellikle üst kısımları mimari açıdan benzersiz. Manhattan'daki en yüksek 4. yapı olma özelliğini taşıyor.




Bir sonraki durağımız Central Park oldu. Bu devasa parka ulaşmak için önce Upper East Side'daki metro duraklarından birinde indik. Bu mahalle daha çok yüksek gelirli ailelerin oturduğu apartman komplekslerinden oluşuyor. Manhattan'ın nispeten sessiz ve huzurlu bölgesi. Apartmanlar çok zarif ve hepsinin önünde bina görevlisi mevcut. Hemen yanı başında Central Park olması da büyük bir artı. Ayrıca bu bölgede tam parkın karşısında Guggenheim müzesi ve girişinde dünyaca ünlü Metropolitan sanat müzesi bulunuyor.





Central Parkın içinde uzunca bir yürüyüş yaptık. Gerçekten devasa bir park. İçinde kaybolmak çok kolay. Bu kadar betonun yoğun olduğu bir yerde böyle bir park insana nefes aldırıyor. Gördüğümüz kadarıyla da New Yorklular parkın tadını çok güzel çıkarıyor. Koşu, bisiklet ve çeşitli outdoor spor aktivitelerinin merkezi burası. 




Artık iyice yorulmuştuk. Otele dönüp dinlenmek üzere arkadaşlarımızdan ayrıldık. 4 Temmuz günü olduğu için akşam havai fişek gösterisi olacaktı. Bunun için biraz enerji toplamamız gerekiyordu. Akşam yemeğinde çok güzel bir biftek restoranına gittik ve keyifli bir akşam yemeği yedik. Yemekten çıktıktan sonra kutlamaların ve havai fişek gösterilerinin olacağı East River tarafına doğru yürüdük. 

Kutlamalar tüm East River kanalı boyunca senkronize şekilde sahil kıyısından ve nehir üzerindeki botlardan ateşlenen havai fişeklerle yapılıyor. Yaklaşık 1 saat boyunca aralıksız görkemli havai fişekler patlıyor. Manhattan ve Brooklyn nüfusunun çoğunluğu kanal kıyısına akın etmişti. Kıyıya yakın yerlerdeki güvenlik kontrolleri de oldukça sıkıydı.







Kutlamalar bittikten sonra yakınlarda meşhur bir dondurmacı bulduk. Kanımca Amerikan dondurmaları Avrupadaki dondurmalarda daha lezzetli. Fakat daha kalorili ve şekerli oldukları da doğru. Dondurmalarımızı yedikten sonra çaylarımızı açık olan bir 7Eleven'dan doldurup Empire State binasını tam karşıdan gören parka oturduk ve yaklaşık 2 saat dostlarımızla sohbet ettik. Çok eğlenceli ve uzun bir güne sakin ama çok keyifli bir son oldu.



16. GÜN - High Line - Greenwich - Tribeca - SoHo


Günün sabahında maalesef ilk olarak arkadaşlarımızı yolcu ettik. Onları görmek ve beraber zaman geçirmek müthiş keyifliydi ama kısa sürdü. En azından bize yetmedi. Yine de beraber New York'u en yakın dostlarımdan biri ile gezmek bana müthiş keyif verdi. Onları havaalanına uğurladıktan sonra New York Knicks'in iç saha maçlarını oynadığı ve sene içinde birçok büyük etkinliğe ev sahipliği yapan Madison Square Garden etrafında bir tur attık ve buradan High Line'a yürüdük. 

Artık kullanılmayan yerden yükseltilmiş bir demir yolu hattına kurulan yaklaşık 7-8 metre genişliğinde ve 3 km uzunluğunda bir park High Line. Manhattan'ın Hudson River tarafında yer alıyor ve bu mahallenin çehresini değiştirmiş durumda. Yerden yüksekte ince uzun bir park ve binaların arasından geçiyor. Çok güzel ve etkileyici bir proje. Demir yolu izlerini hala görmek mümkün. İnsanların oturup dinlenebileceği yerler mevcut. Aynı zamanda yol boyunca muraller göze çarpıyor. Eskiden istasyon olarak kullanılan yerlerde ise dondurma tezgahları, el yapımı ürünlerin satıldığı yerler ve çeşitli yiyecek, içecek standları mevcut.





High Line'ın neredeyse sonuna kadar yürüdükten sonra buradan indik ve öncelikle Greenwich Village'a doğru devam ettik. Bu mahalle NY'un son zamanlardaki popüler mahallelerinden. Daha alçak apartmanların bulunduğu bohem yerleşim yerleri, barlar ve cafeler var. Yine burada şubesi bulunan ve NY'un çeşitli yerlerinde bulabileceğiniz Magnolia Bakery'yi mutlaka ama mutlaka denemenizi öneririm. Buranın klasiği olan muzlu puding gerçekten enfes.







Öğlen yemeğimizi burada bir Lübnan restoranında yedikten sonra sırasıyla meşhur film festivalinin yapıldığı Tribeca (Triangle Below Canal street) ve SoHo (South of Houston street) mahallelerini gezdik. Şehrin ünlü artistlerine ev sahipliği yapan SoHo'da fazla sayıda sanat galerisi ve lüks restoranlar bulmak mümkün. Ayrıca yüksek kalitede tasarım mağazalarına da ev sahipliği yapıyor. Sokaklarında fazlaca snob insanı eğlenirken ve içerken görmek mümkün.

Seyahatimiz artık sona yaklaşıyordu ve enerjimiz tükenmek üzereydi. Son akşam üstünü dinlenerek, cafelerde bir şeyler içerek ve etrafı gözleyerek geçirdik. Son akşamımızda meşhur New York pizzasını tekrar başka yerde denemek üzere John's Pizzeria'ya gittik. Porsiyonlar her yerde olduğu gibi oldukça büyüktü ama lezzetliydi. Yemeğimizi bitirdikten sonra Broadway ışıklarında bir yürüyüş daha yaptık ve Times Square'in arkasındaki Bryant Park'a geldik. Şehrin tam ortasındaki bu küçük park yüksek gökdelenlerin arasında yer alıyor. Gece vakti ise parkın bir ucuna kurulan ekranda kısa ve uzun metrajlı filmler gösteriliyor. Bir tarafında da New York şehir kütüphanesi yer alan bu park çok hoşumuza gitti.





Buradan sonra 5th Avenue'da bir yürüyüş yaptık ve Rockefeller Center'ı bir de gece gördük. Işıklandırmayla değişik bir havaya bürünen meydanda biraz zaman geçirdikten sonra otelimize döndük ve son gecemizi sonlandırdık.


                  




17. GÜN - Museum of Natural History


Son günümüzün akşam üstünde dönüş uçağımız vardı. Planımız öğleden sonra New York'tan çıkıp havaalanına biraz erken gitmekti. Bu yüzden kısıtlı zamanımız vardı. Sabah checkout yaptıktan sonra Bagel ile kahvaltımızı ettik. Müze gezmek istiyorduk fakat en çok gezmek istediğimiz Metropolitan pazartesi günleri kapalıydı. Bu sebeple ikinci sıradaki Museum of Natural History'yi gezdik ve kesinlikle pişman olmadık.

A Night at the Museum filminin geçtiği bu devasa müze 27 binadan oluşuyor ve içinde 32 milyondan fazla parça mevcut. Memeliler, dinozorlar, kuş türleri, sürüngenler vs. yüzlerce farklı çeşit hayvanın biyolojik tarihçesi fosil örnekleriyle beraber burada yer alıyor. Ayrıca insanın tarihçesi ve evrimine yönelik bilgi ve örnekler de mevcut. Ayrıca çeşitli kültürlerin dünyanın farklı bölgelerinde nasıl geliştiğini anlatan bölgeler de mevcut. Bunun yanı sıra dünyanın yapısı, tektonik hareketler, taş ve cevher oluşumlarını anlatan bölüm de çok ilginç. Ayrıca Astronomi bölümünde yıldızlar ve gökyüzü hakkında çok güzel sunumlar var. Burada yer alan bölümleri sıralamak bile oldukça yorucu. Size tavsiyem mutlaka vakit ayırıp burayı gezmeniz. Özellikle çocuklar için çok bilgilendirici ve etkileyici bölümler var.





 



Kısıtlı zamanımızdan dolayı tamamını gezemesek de 2 saatte müthiş keyifli ve bilgilendirici bir yolculuğa çıktık müze içinde. Artık New York ve ABD'den ayrılma zamanımız gelmişti. Otelden eşyalarımızı aldıktan sonra Newark havaalanına doğru yola çıktık. Uzun bir yolculuktan sonra yine uzun bir güvenlik kontrolünden geçtik. Dönüş yolculuğumuz United Airlines uçağı ile direkt olarak Barcelona havaalanınaydı. Beklentimin aksine oldukça rahat ve konforlu bir yolculuk oldu. Gene pek uyuyamadık ama 7,5 saatlik yolculuk boyunca en azından çok fazla yorulmadık. Barcelona'ya vardığımızda hem yolculuk hem de bu uzun gezi nedeniyle çok yorgunduk. Kendimize gelmemiz birkaç günü buldu. 

Her şeyiyle gerçekten mükemmele yakın bir seyahat oldu. Tekrar yapsam değiştireceğim çok az şey olur sanırım. Uzun süre unutmayacağım ve bana her anlamda çok şey katan bu seyahati bu günlüğümle anılarımda canlı tutmak ve sizlerle paylaşmak istedim. Okuduğunuz için teşekkürler.



NY NOTLARI


  • New York çok büyük bir şehir. Manhattan adasını gezmeniz bile çok zamanınızı alabilir. Brooklyn, Queens gibi dış mahallelerde de kesinlikle görülecek yerler var ama mesafe olarak sıkıntı yaratabilir.
  • Gerek sokakların pek temiz olmaması gerek insanların sürekli bir yerlere koşuşturması gerek genel kaos ile New York İstanbul'u biraz andırıyor. Sokaklarda yürürken yabancılık çekmedim
  • Sürekli gökdelenlerin arasında bulunmanıza rağmen kendinizi bunalmış hissetmiyorsunuz
  • İnsanlar batı yakasına göre biraz daha kaba. Ama en az onlar kadar konuşkan. Yer, yön sorarsanız kesinlikle yardımcı oluyorlar ve bundan (NY'u bilmekten) gurur da duyuyorlar
  • Times Square'i mutlaka görün ama genellikle uzak durun. İnanılmaz kalabalık ve her şey turistik
  • Broadway showlarından birine mutlaka gitmenizi öneririm. Biletler TKTS gişelerinden aynı gün uygun fiyata alınabilir.
  • Özgürlük heykelinin bulunduğu adaya gitmek bence zaman kaybı
  • Gece çıkmak istiyorsanız Chelsea, Hell's Kitchen, Greenwich gibi yerleri ihmal etmeyin. Pişman olmazsınız
  • Empire State önünde uzun sıralar beklemek yerine Top of the Rock'a çıkın. aynı fiyata, sıra beklemeden, benzer güzellikte manzara
  • Subway gayet güvenli. Yine de cüzdanınıza çantanıza sahip çıkın. Ayrıca rush hour'da kullanmamaya çalışın

ABD NOTLARI

  • Daha önce de herkesten duymuş olduğunuz üzere Amerika'da her şey daha büyük. Yollar, binalar, arabalar ve porsiyonlar. Yemeklerde porsiyonlara alışmak zaman alabiliyor. Yemeklerin çoğu lezzetli ama yüksek kalorili. Dikkat etmekte fayda var.
  • Obez insan sayısı özellikle dar gelirli kesimlerde çok fazla. Bunun tam tersi olarak çok fazla sayıda da fit insan var. Yediklerine çok dikkat edip düzenli spor yapan insan sayısı özellikle California'da çok fazla.
  • En dikkat çeken şeylerden biri de televizyondaki ilaç reklamlarının fazlalığı ve drugstorelar vasıtası ile ilaçlara çok kolay erişim. Avrupa'da reçetesiz satılmayan birçok ilacı kendiniz gidip marketten alabiliyorsunuz.
  • Trafik kurallarına genel olarak uyulmakta. Otobanda hız sınırı 65-70 mil civarı. Bu sınırı en fazla 5-10 mil aşıyorlar ve sabit bu hızda gidiyorlar. Düz vites araba yok denecek kadar az.
  • Otoyollarda karavan tipi araçlar çok fazla. Özellikle pickup tarafından çekilen karavanlar çok güzel gözüküyor.
  • Arabalar genel olarak büyük. Amerikan markaları haricinde Asya arabaları (Hyundai, Kia, Toyota vs) pazarı istila etmiş. Avrupa araçlarından BMW ve Mercedes üst sınıf olarak algılanıyor. Spor arabalar çok sık karşınıza çıkıyor ve tamamına yakını Amerikan markaları (Mustang, Cadillac, Challenger, Camaro vs..)
  • Çok fazla ve gereksiz şerit değiştirme yok. Özellikle çevre yollarında 6-8 şerit görmek mümkün. Tüm şeritler arasında reflektörler var. Özellikle gece az aydınlatmalı yollarda bu reflektörler çok yardımcı oluyor. Hem görme kabiliyeti hem de yanlışlıkla şerit değiştirirseniz uyarı açısından
  • LA şoförleri için bu söylediklerim pek geçerli değil. Çok agresif kullanıyorlar ve trafik oldukça yoğun. Sık sık şerit değiştiriyorlar.
  • Otobanlarda ve çevre yollarında carpool ve express şeritler var yolun solunda. Carpool şeritlerini sadece arabada 2 veya daha fazla kişi varsa kullanabiliyorsunuz. Express şeritleri kullanmak için km başına ekstra para ödemeniz gerekiyor.
  • Yakıt fiyatları çok farklılık gösterebiliyor arada çok kısa mesafe olsa da. Yerine göre galonu 3-6 dolar arası değişebiliyor. Nakit ve debit kart ile ödenen yerlerde genelde daha ucuz.
  • İnsanlar genelde çok konuşkan. Bir şey sorduğunuz zaman terslenmeniz pek mümkün değil.
  • Bayrak fetişizmi Avrupa'dakinin aksine oldukça fazla. Her yerde Amerikan bayrakları görmeniz mümkün. Bu açıdan Türkiye'ye benziyor.
  • Evsiz sayısı her büyük şehirde çok fazla. Genel olarak zararsız olsalar da bu kadar çok insanın bu durumda olması hem üzücü hem düşündürücü.
  • Amerika'da fiyatlar yükselen doların da etkisiyle artık pek ucuz değil. Üstelik hemen hemen her yerde etiket fiyatları vergisiz olarak gösteriliyor. Kasaya geldiğinizde üzerine vergi ekleniyor. Ayrıca restoran ve benzeri yerlerde bahşiş zorunlu gibi. %15-20 arası bahşiş vermeniz bekleniyor.
  • Tüm barlarda tipinize bakılmaksızın istisnasız kimlik soruluyor. Eğer 70 yaşında göstermiyorsanız kimliğinizi yanınızda taşıyın.