31 Temmuz 2015 Cuma

Amerika Günlüklerim Bölüm 3/4 - San Diego - Las Vegas

8. GÜN - Hermosa Beach - San Diego


Planımız sabah otelimizden çıkış yapıp doğruca Los Angeles'ın güneybatısındaki sahil şeridini gezmek ve plajlarda biraz vakit geçirmekti. Burada Manhattan Beach, Hermosa Beach ve Long Beach'i gezmeyi planlıyorduk. Yalnız geldiğimizden beri aralıklarla ortaya çıkan kötü hava bugün de peşimizi bırakmamıştı. Bulutlu ve oldukça serin bir hava vardı. Bu sebeple plajın tadını çıkarma planlarımızın biraz suya düştüğünü anladık ve planı buna göre adapte ettik.

İlk hedefimiz olan Manhattan Beach'e vardık yine uzunca bir yolculuk sonucunda. Burada çok fazla durmadan hemen ilerisindeki Hermosa Beach'e devam ettik ve arabayı park ettik. Sahilde bir yürüyüş yapıp iskeleye çıktık. Hava serin olmasına rağmen plajda bir hayli insan vardı. Denize giren sayısı da az değildi. Bizim için ise denize girmek için fazlasıyla soğuktu. Plaj şeridi geyet geniş. Plaj voleybolu için fileler mevcut ve okyanusta da bazı sörf meraklıları göze çarpıyor.







Burada birşeyler içip yolumuza devam ettik. Aslında planımız dahilinde bulunan Redondo ve Long Beach'te durmadık. Sadece içinden geçtik. Hava çok iyi olmadığından plajın tadını çıkaramayız diye düşündük. Bunun yerine kazandığımız vakti biraz alışverişe, biraz da San Diego'ya harcadık. İyi de yaptığımızı düşünüyorum.

Yolda bir iki tane vista point'te durduk ve fotograflar çektik. Los Angeles-San Diego arası yaklaşık 2 saat sürüyor. Çok uzun bir mesafe değil. San Diego yakınlarındaki Carlsbad Premium Outlet'te durmayı da ihmal etmedik. Burası daha küçük ve kompakt bir outlet. Yürüyerek çok rahat gezilebiliyor ve aradığımız markaların birçoğu da vardı. Kalan alışverişlerimizi de burada yaptık ve bazı mağazalarda da uygun fiyatlar bulduk. Buradaki alışveriş deneyimimizden daha memnun kaldığımızı belirteyim.




Buradan sonra San Diego'ya az kalmıştı ve karnımız acıkmıştı. Şehre girerken anayoldan çok da uzakta olmayan Lolita's Taco Shop'u şiddetle tavsiye ederim yolunuz düşerse. Müthiş lezzetli tacolar ve San Diego'ya özgü carne asada fries kaçırılmaz.

Yemeğimizi de yedikten sonra şehir merkezine vardık. Önce arabamızı park ettik ve şehri yürüyerek dolaşmaya başladık. San Diego'nun çok sıcak bir ortamı var. Barlar ve eğlence mahallesi olan Gaslamp Quarter çok canlı ve sıcakkanlı. Buradaki bar ve restoranların insanı davet eden bir havası var. Sokaklarda gezmek bile çok keyifli. Mekanların hepsi otantik ve güzel ışıklandırmalı. Caddede oldukça fazla sayıda eğlenmeye çıkmış insan var. Ayrıca renkli ışıklarla süslenmiş, müzik yayını yapan ve her yaştan erkek/kadın tarafından sürülen pedicabler ana caddede bir aşağı bir yukarı gidip geliyor sürekli. Burada bir hayli vakit geçirdik ve çok keyif aldık. Güzel bir barda oturup fıçı biralarımızı yudumladıktan sonra motelimize vardık.  


















9. GÜN - San Diego - Coronado - Mojave Desert - Las Vegas


Sabah uyandıktan sonra ilk iş olarak kahvaltı için daha önceden ismin duyduğum Hash House a Go Go denilen popüler kahvaltı-brunch mekanına gittik. Fakat pazar sabahı olmasına rağmen mekanın önünde uzun bir kuyruk vardı. Düşen kan şekerimiz ve yoğun planımız burada beklememize izin vermedi. Onun yerine yine Balboa parkının yakınındaki Extraordinary Deserts adlı tatlıcıya gittik. Tatlıların hepsi ev yapımı ve çok yaratıcı şekilde tasarlanmış. Burayı da çok beğendik. Yüksek kalorili kahvaltımızı yaptıktan sonra Amerika'nın en büyük hayvanat bahçesini içinde barındıran Balboa Park'ta kısa bir gezi yapıp doğruca Coronado adasına devam ettik.




Coronado adası San Diego'nun birkaç mil açığında bulunan, yarısına yakını askeri üs olan bir ada. Buraya geçiş uzun ve ilginç bir köprü ile yapılıyor. Ada biraz izole ama kalabalık ve yüksek gelirli insanların yaşadığı bir yer. Güzel plajları ve şirin bir merkez caddesi var. Caddenin sonundaki Coronado otel görülmeye değer. Biz gittiğimizde pazar günü olmasının da etkisiyle bir hayli kalabalık ve canlıydı.



Buradan ayrıldıktan sonra bir sonraki durağımız Las Vegas olacaktı. Yaklaşık 550km ve çoğunluğu çöl olan yolda çok fazla durak yoktu. Bu sebeple market alışverişimizi yapıp çok da geç olmadan yola koyulduk. Yolun ilk iki saati Los Angeles - San Diego yoluna oldukça benziyordu. Zaten uzunca bir süre kuzey yönüne doğru paralel çıkıyorduk. Yaklaşık iki saat sonra yönümüz kuzeydoğu olmaya ve etrafımızdaki bitki örtüsü değişmeye başladı. Fazlasıyla bodur çalılar, bronz renkli toprak, değişik yapılı kaktüsler ve keskin yamaçlı tepeler bize Hollywood filmlerinden aşina olduğumuz çöl sahnelerini hatırlattı. Bir yandan hem sıcaklık hem de rakım yükseliyordu. Sıcaklık 110F (43C derece) seviyelerine çıkmıştı. Artık her tarafa doğru göz alabildiğine çölün içindeydik. Gerçekten çok etkileyici bir manzaraydı. 



 



Bizim gittiğimiz yönde çok fazla trafik yoktu fakat Las Vegas'tan California'ya dönüş yönünde muazzam bir kalabalık vardı. Haftasonunu Las Vegas'ta geçiren Californialılar geri dönüyordu. Ayrıca yol üstünde yer alan ve tüm araçların durdurulduğu bir checkpoint yüzünden 10 milden fazla kuyruk olmuştu. Pazar günü ters yönde gittiğimiz için şanslıydık. Bir yandan da yükselmeye devam ediyorduk. Las Vegas'a yaklaştığımızda 4000 feet (1200m) yüksekliğe gelmiştik. Yol üstünde Death Valley gibi gezilecek yerler vardı fakat buraya zaman ayıramadık maalesef. Ayrıca Las Vegas yakınlarındaki bir güneş enerjisi santrali dikkatimi çekti. Müthiş büyük aynalar ile muazzam bir güneş ışını toplayan bu yapı gerçekten etkileyiciydi.







Las Vegas'a vardığımızda akşam olmuştu artık. Yüzlerce kilometre çölün içinde yol aldıktan sonra birdenbire karşınıza çıkan bu dev eğlence parkı görünümlü şehir dümdüz bir platoya kurulmuş. Trump Hotele varıp komforlu odamızda biraz dinlendikten sonra gezmek için dışarı çıktık. Hava 42 derece civarında idi. Biraz da çöl rüzgarının etkisiyle sürekli suratınıza üflenen sıcaklık ayarı en yüksekte bir saç kurutma makinası düşünün. Tam olarak havayı böyle tanımlayabilirim. Fakat nem olmadığından fazla terletmeyen bir hava var. Bunaltıcı ama insanı nem yüzünden canından bezdirmiyor en azından.

İlk olarak Caesar's Palace'a gittik. Casino kısmı dışındaki bölgelerde dehlizler şeklinde ünlü mağazalar sıralanmış. Bu koridorları ve küçük meydanları da Roma gibi tasarlamışlar. İlk girdiğimiz meydanda Aşk Çeşmesi'nin biraz daha küçük bir kopyası vardı mesela. Her yerde Roma heykelleri ve mimarisini andıran süslemeler mevcut. Tavanda ise günün hangi saati olduğundan bağımsız mavi bir gökyüzü yansıtılmış. Zaten otellerin ve casinoların içine adımınızın attıktan itibaren etrafta saati belirtecek herhangi bir gösterge, pencere ya da başka bir ibare bulmak imkansız. Ayrıca her otelin içinde bir food court ve bunlardan ayrı olarak Nobu gibi çok ünlü restoranlar da mevcut.





Karnımız artık iyice acıkmış olduğundan burada Gordon Ramsay Pub&Grill'de oldukça lezzetli burgerlerimizi yedik. Karnımızı doyurduktan sonra dışarı çıkmaya karar verdik. Sıcaktan dolayı dışarda uzun süre kalmak pek mümkün olmasa da Strip boyunca yürüdük. Strip bölgesi hepimizin Las Vegas olarak filmlerden aşina olduğumuz bölge. En ünlü ve büyük otel/casinolar burada. Bellagio, Flamingo, MGM, Caesar's, Treasure Island, Mirage, Bally's vs... 



Strip'teki görüntü gerçekten sürreal. Her tarafta çok büyük ekranlar ve ışıklar dolu. Dünyanın her yerinden landmarklar stripte tekrar canlandırılmış. Eyfel kulesi, New York'un ünlü gökdelenleri, Roma, Venedik ve daha birçoğu. Manzarayı anlatması gerçekten güç. Bu kadar yapay, sürreal ve etkileyici bir ortam görmemiştim diyebilirim. 







Stripte yürürken sırasıyla Bellagio'nun yarım saatte bir gerçekleşen havuz gösterisini izledik, Planet Hollywood casinosuna ve MGM'e girdikten sonra yorgunluğumuzun iyice bastırmasıyla beraber geceyi sonlandırmaya karar verdik. Otelimize döndüğümüzde bayağı geç olmuştu ve güzel bir uyku çekmeye hazırdık.




10. GÜN - Las Vegas - Downtown


Sabah uyanıp kahvaltımızı ettikten sonra yürüyerek yola koyulduk. Öğlen sıcağının da yavaş yavaş bastırmasıyla dışarıda uzun zaman geçirmek oldukça zorlaşmıştı. Bu yüzden alışveriş merkezlerinin içinden ve tüneller vasıtası ile birbirine bağlı casinolardan geçerek yolumuza devam etmeye çalışıyorduk. Bugün ilk gezdiğimiz casino Venetian oldu. Dış kısmında Venedik'teki San Marco meydanı ve çan kulesinin kopyası bulunuyor. İçerisi ise labirent gibi kanallar ile dolu. Bu kanalların üzerindeki köprülerden geçerek alışveriş yapabiliyorsunuz. Yine en ünlü markaların burada şubeleri var. Kanallardan ise bir yandan içi turist dolu gondollar geçiyor. Gondolcu bir yandan arya bağırıyor. Tavanda ise yine gökyüzünün bir kopyası. Dediğim gibi burada herşey sürreal...

 












Casino'da biraz zaman geçirdikten sonra birşeyler atıştırdık. Strip'te biraz daha dolaştıktan sonra sıcağın da etkisiyle iyice yorulduk ve otele dönmeye karar verdik. Bu sıcakta dışarıda durmak çok zordu. Ayrıca casinoların içinde durunca da klimaların soğuğundan dolayı bir süre sonra rahatsız oluyorsunuz. Otele dönüp biraz rahatlamak üzere havuza indik. Dinlendikten sonra odamızda duşumuzu aldık ve akşam yemeği için Wynn'e doğru yola çıktık.

Wynn buradaki otel/casinolar arasında bizim kaldığımız Trump ile beraber en yenisi ve belki de en güzeli. Yanındaki aynı gruba ait Ensure ile beraber Strip'teki en fazla kapasiteli otel. İçerisi tüm diğer oteller gibi lüks ve şatafatlı ama burada Venetian ya da Caesar's gibi bir konsept yok. Lobi ve yemek bölgesinde çiçekli ve çok renkli süsler göze çarpıyor. Otellerin hemen hepsinin açık büfe yemeği var. Biz de araştırmalarımız sonucu en iyilerden biri olduğunu duyduğumuz Wynn'i tercih ettik. Yemeğin miktarı ve kalitesi konusunda çok fazla konuşmayacağım. Gerçekten her açıdan çok tatmin edici. Çeşit çok fazla ve çoğu normal açık büfe kalitesinin çok üstünde. Casino kısmı da çok güzel. Tüm gördüklerimiz arasında MGM ile beraber en iyi casino bölümüne sahip otel diyebilirim.






Wynn'den çıktıktan sonra otele geri dönüp arabamızı aldık ve Las Vegas Downtown'a gittik. Burası daha eski filmlerden aşina olduğumuz daha az görkemli casinoların bulunduğu bölge. Strip'ten 5-6km uzaklıkta. Genelde casinolar buradaki Fremont caddesi etrafında toplanmış. Sokak insan kaynıyor. Her türlü değişik tipe burada rastlamak mümkün. Ayrıca bu sokağın üstü tamamen yaklaşık 500m boyunca kapalı ve çatıya boydan boya bir projeksiyon gösterisi yansıtılıyor. Saat başlarında ise tüm casinolar ışıklarını söndürüyor ve asıl projeksiyon gösterisi müzik eşliğinde başlıyor. Sırf bunu izlemek için bile mutlaka gidilmeli.









Ayrıca bu bölgedeki casinoların (Golden Nugget, Binion, Fremont vs.) minimum bahis oranları stripe göre çok daha az. Yani bizim gibi küçük ve asıl amacı para kazanmak değil eğlenme olan oyuncular için biçilmiş kaftan. Buradaki rulet, craps ve blackjack masalarının minimumları oldukça uygun. Biz de burada uzun sure bir craps masasında kaldık ve bayağı eğlendik. Sonuç olarak da gecenin sonunda kazanmadan ya da kaybetmeden masadan kalktık. Çok ilginç karakterlerle aynı masada olduğumu da belirteyim burada. Zaten casinolarda sadece farklı masalardaki ilginç karakterleri inceleyerek bile çok eğlenebilirsiniz.






11. GÜN - Las Vegas


Önceki gece otele geç döndüğümüz için biraz geç kalktık. Kahve eşliğinde odamızın güzel manzarasının keyfini çıkardıktan sonra, otelimizin karşısındaki AVM'de kahvaltımızı ettik. Burada biraz alışveriş yaptıktan sonra tekrar stripte gezmek üzere Caesar's tarafına doğru gittik. Mirage ve Bellagio'nun içini gezdik. Birinin lobisinin arkasında dev bir akvaryum var, diğerinin içinde ise bir botanik bahçesi. Yine hiçbir masraftan kaçınılmamış.






Yine uzunca bir yürüyüş yaptıktan sonra bugünü daha dinlenme odaklı geçirmeye karar verdik. Ogleden sonrayı otelimizin havuz kenarında geçirdik. Akşam yemeği için dışarı çıktık ve eşimin de benim de hoşumuza giden meksika yemekleri zinciri Chipotle'de yemeğimizi yedik. Genel olarak bizim ağız tadımıza uygun burrito ve tacolar var. Biraz kalorili ama tavsiye ederim. İçeriğini kendiniz belirlediğiniz için daha hafif tabaklar yapmak da mümkün. Biz bayağı beğendik.







Akşam için Jubilee adlı revü gösterisine bilet almıştım. Gösteri Ballys'deydi. Bunun öncesinde biraz stripte yürüdük, Bellagio'nun havuz gösterisini izledik ve Ballys'i gezdik. Gösteriyi bayağı beğendik. Biz zamanlamayı tam uyduramadığımızdan dolayı Cirque du Soleil gösterilerine gidemedik. Bunları da çok fazla tavsiye eden var. Bunu eklemek istedim. Las Vegas'a gelirseniz bu gösterilerden en az birine gitmek gerek diye düşünüyorum.








12. GÜN - Las Vegas - Los Angeles


Las Vegas maceramızın sonuna gelmiştik. Şimdi New York'a uçmak üzere tekrar Los Angeles'a dönmemiz gerekiyordu. Bileti bu şekilde aldık çünkü eğer arabayı bir eyaletten alıp diğerine bırakmak istiyorsanız kira bedelleri 3 katına kadar çıkabiliyor. Bu yüzden California'ya geri dönmemiz gerekiyordu. Bu da aklınızda bulunsun.

Gündüz bavullarımızı toplayıp şehir içinde biraz daha gezdikten ve meşhur 'Welcome to Fabulous Las Vegas' tabelasını gördükten sonra öğlen saatlerinde yola koyulduk.




Yol sorunsuz geçti diyebilirim. Sıcak olması dışında başka bir rahatsızlığımız da yoktu. Biz gelirken gördüğümüz trafiğin çeyreğine bile maruz kalmadık. Dur-kalk yapmadan mola vererek rahatça Los Angeles'a vardık. Yoldaki checkpointte hemen hemen hiç beklemedik. 




Los Angeles'a yaklaşırken yine artan trafiğe ve dikkatsiz sürücülere maruz kaldık. Biraz da yoğun akşamüstü saatlerinde geldiğimiz için trafik yoğundu. Vardığımızda ilk iş olarak havaalanına çok uzak olmayan bir Chick-fil-a bulduk. Yemeğimizi yedikten sonra artık havaalanında arabamızı teslim etmenin zamanı gelmişti. Benzini doldurduktan sonra bize yaklaşık 2400km boyunca yoldaş olan ve çok işimize yarayan Cherokee'ye veda ettik. İçimde bir burukluk olmadı diyemem. Gerçekten konforlu bir yolculuk yaşadık sayesinde.




Havaalanına vardık ve New York yolculuğumuz artık resmen başlamış oldu. Hızlı check in için bavullar dışarıda tartılıyor ve teslim alınıyor. Sonrasında TSA'in meşhur güvenlik kontrolüne giriyorsunuz. Ayakkabı çıkartmak zorunlu ve herkes silindir şeklindeki bir dedektöre giriyor. Kollarınızı yukarı kaldırıp taranıyorsunuz. Bunun sonrasında da gerek görülürse kişisel güvenlik kontrolü de yapılıyor. Kontrol sonrası eşimin eline bir madde sürüp patlayıcı, uyuşturucu vb izi olup olmadığını kontrol ettiler mesela. Güvenlik kontrolünü geçtikten sonra uzunca bir süre uçağı bekledik. Gece 11:30 uçuşuyla New York JFK havaalanına uçacaktık. Geceyi uçakta geçireceğimiz için uyumak çok önemliydi. Fakat bunu pek başaramadık. Yaklaşık 5 saat uçuş boyunca sürekli türbülansa girdik ve durmadan sallandık. Hava çok kötüydü ve dolayısıyla uçuş koşulları çok rahatsızdı. Sonuç olarak California saatiyle 04:30, New York saatiyle 07:30'da JFK havaalanına indik.



San Diego Notları

  • San Diego plajları çok güzel. Hava güzelse zaman ayırmak güzel olabilir
  • Küçük gibi gözüken büyük bir şehir. Büyük bir ege kasabası havası var
  • Carne asada fries yemeden dönmeyin
  • Tüm barlarda tipinize bakılmaksızın yaş kontrolü amaçlı kimlik soruluyor. Kimliksiz dolaşmamakta fayda var.
  • Günü birlik olarak Tijuana'ya vizesiz geçilebiliyor. Arabanızı sınırda park edip yürüyerek de geçebiliyormuşsunuz.
  • Çöl yolunda çok uzun mesafeler boyunca hiçbir şey olmayabiliyor. Suyunuzu ve yakıtınızı buna göre ayarlayın. Mola verilecek yerleri kaçırmayın
  • Eğer gün içinde yolculuk ediyorsanız güneş kreminizi mutlaka kullanın. Saatler boyu sadece tek kolunuza tepeden gelen güneş kötü sonuçlara yol açabilir.

Las Vegas Notları

  • Vegas'ta Amerikalı olanlar da dahil herkes turist. Bu kadar yüksek turist/yerli oranı olan bir yer daha yoktur sanırım. Bu yüzden herşey turistik. Fiyatlar, görülecek yerler, eğlence vs. Bu her zaman aklınızda olsun
  • Heryerde tip usulü çalışılıyor. Amerika'nın genelinde böyle ama Vegas'ta daha da fazla. Casinoda içkinizi getiren garsondan, arabanızı getiren valeye kadar.. Bu sebepten cepte sürekli 1 dolarlarla gezmeniz faydalı olacaktır. 
  • Casinolarda masa başında ya da slotlarda içkiler ücretsiz. Mesela casinoda bir masada uzun süre kalacaksanız size içki getiren bayanın bahşişini eksik etmeyin derim. Faydasını görürsünüz. Ayrıca bir masada kazanırsanız kurpiyere %5-10 bahşiş vermeyi unutmayın.
  • Daha önce de dediğim gibi casinolarda hiç pencere yok. İçerisi genelde hep aynı loş ışıkla aydınlatılmış. Saatin kaç olduğunu anlamak mümkün değil. Ayrıca içerisi labirent gibi. Bir yeri bulmak çok ama çok zor. Mutlaka slot makinalarının arasından geçiyorsunuz. Tüm casinolarda kapalı yerlerde sigara içiliyor. Biraz rahatsız etse de içerisi çok iyi havalandırılıyor genelde. Fakat klimalar bir süre sonra rahatsız edebilir
  • Dediğim gibi strip bölgesindeki masaların minimumları 10 dolar civarında. 5 dolardan aşağı bulmak mümkün değil. Yani eğlence amaçlı oynuyorsanız stripte çok fazla masaya oturmamak gerek. Downtown'da minimumu 3 dolar masalar bulmak mümkün.
  • Slot makinalarının minimumu 25-50 cent civarı. 1 cent bile olan makinalar var ama tahmin edersiniz ki kazanmak pek mümkün değil. Her alan kaplayan oyundan para kazanmak zorunda casinolar. En çok kazandıranlara en fazla metrekareyi veriyorlar doğal olarak. Her casinonun yarısından fazlası slot makinalarına ayrılmış durumda. Ayrıca bir oyunda ne kadar fazla ve hızlı tur oynarsanız kasanın kazanması o kadar kolaylaşıyor. Bu sebeple slot makinalarında para kazanmayı beklemeyin.
  • Las Vegas'taki casinolar cirolarının yarısından fazlasını (%52) slot makinalarından yapıyor. İkinci sırada blackjack (%13) ve baccarat var. Son sıralarda craps ve poker.
  • En zevkli oyun craps. Zaten en fazla gürültünün çıktığı masalar genelde craps masaları. Kuralları çok kolay değil. Biraz çalışıp gitmenizde fayda var. Düşük minimumlu bir masada para kaybetmeden saatlerce çok eğlenebilirsiniz.
  • En güzel casinolar Wynn, MGM ve Bellagio'da.
  • Bizim kaldığımız Trump otel casinosuz bir oteldi. Kumar odaklı olmadığımız için şahsen böyle bir otelde kalmak bizim için daha rahat oldu. Odamıza yüzlerce insanın bulunduğu kumarhane içinden geçip çıkmak fikri çok hoşumuza gitmedi.
  • Açık büfeler oldukça meşhur. Bir tanesini denemenizde fayda var. En iyileri Wynn, TI, Bellagio, Rio.
  • Eğer strip manzaralı yüksek kattaki bir odada kalmıyorsanız bir akşam High Roller adlı dönmedolaba ya da stripin kuzeyindeki Stratosphere'e çıkmanızda fayda olabilir.
  • Sürekli Las Vegas Strip'ten bahsettik. Fakat aslında bu bölge Las Vegas değil, Paradise olarak adlandırılıyor. Paradise da bir şehir değil 'unincorporated territory'. Las Vegas yasalarında ve vergilerinde bir miktar daha esneklik isteyen casino sahipleri casinoları tam Vegas sınırı dışındaki Paradise denen bölgeye kurmak isterler. Burası da Las Vegas yetkisi dışında ve Clark County yetkisi içindedir. Bu yolla istediklerini alırlar ve tüm casinolar burada açılmaya başlanır. Yani şu anda turistler tarafından Las Vegas olarak bilinen bölge aslında Las Vegas değil. Tabii ki zamanla Las Vegas büyüdükçe bu sınırlar fiili olarak ortadan kalkmış. Detaylı bilgiyi bu videoda bulabilirsiniz



20 Temmuz 2015 Pazartesi

Amerika Günlüklerim Bölüm 2/4 - PCH - Los Angeles


5. GÜN - Gilroy - PCH - Monterey - Carmel - Big Sur


San Francisco'dan yola sabah 10:00'a doğru çıktık. 5. gün programı oldukça yoğundu. Mutlaka plandaki birkaç duraktan feragat etmemiz gerekecekti. Buna yolda karar vermek en iyisi olacaktı. Bu yüzden çok da stres altında kalmadan yola erkenden çıktık. İlk planlarım arasında San Jose ve Palo Alto'ya uğramak da vardı ama bu mümkün gözükmüyordu. Bu yüzden 101 numaralı highway'den doğruca güneye doğru yol almaya başladık. Yollar biraz kalabalık olsa da geniş otobanların da sayesinde pek trafiğe maruz kalmadık. Burada bir parantez açayım. Navigasyon ve her türlü harita ihtiyacım için tüm tatil boyunca Google Maps kullandım. Ana şehirlerin haritasını da önceden yüklemiş olmam da yardımcı oldu. Trafiğe göre en doğru rotayı vermesi, sesli komut özelliği ve hatasız en güncel haritalara sahip olması sebebiyle tatilimizi genel olarak çok kolaylaştırdı. Ayrıca Google Now özelliği ABD'de kusursuz çalışıyor. Sadece trafikte değil, yaptığım rezervasyonlar, aldığım maç/eğlence biletleri, uçuş bilgileri, gittiğim yerdeki görülecek yerler/restoranlar/hava durumu gibi bilgiler tam ihtiyacım olan anda ve yerde telefonumda karşıma çıktı. Android kullanıcıları olarak iphone'a karşı bazı eksilerimiz var ama bu açıklar fazlasıyla kapatılıyor bazı ekstra fonksiyonlar sayesinde. Tabii dersimizi iyi çalışmamız sayesinde de bu özelliklerden fazlasıyla yararlandık. Gittiğimiz tüm noktalarda bütün android cihazlarımda haritalar aşağıdaki gibi gözüküyordu. Yıldızlı noktalar önceden çalışıp işaretlediğim gezilecek yerler, cafeler, restoranlar, parklar vs.. Ayrıca Google otomatik olarak gmail'den aldığı rezervasyon bilgilerini haritada günleriyle beraber zaten işaretliyor.




1,5 saatlik yolculuk sonunda ilk hedefimiz olan Gilroy Premium Outlet'e vardık. İlk olarak havanın değiştiğini fark ettik. Oldukça sıcak bir hava karşıladı bizi. Alışveriş durağımızda ilk planımız yaklaşık 3 saat kalmaktı. Bu maalesef 5,5 saate uzadı ve bize geç saatlerde biraz macera yaşattı. Bu konuya sonra geleceğim. Outlet çok büyük bir alana yayılmış yüzden fazla mağazadan oluşmakta. Tamamını yürüyerek gezmek imkansız. Bu yüzden farklı adacıklar arasında arabayla seyahat ettik. Tabii bu outletlere önceden üye olup vip kupon kitapçıklarını bastırdığımı belirteyim bu noktada. Bazı mağazalarda güzel indirimler sağlıyor. Aklınıza gelebilecek hemen hemen her marka mevcut. Fakat çok fazla ucuzluk beklemeyin. Ayrıca yükselen dolar-euro kuru da fiyatlara doğal olarak olumsuz yansıyor. Bazı mağazalarda fiyatlar diğerlerine göre çok daha indirimli. Örneğin Columbia, Fossil, Timberland gibi markalar oldukça uygun fiyata yeni sezon ürünleri satıyorken Nike, Tommy Hilfiger gibi markalar indirimleri daha az tutup daha eski modellerde indirim sunuyorlar. Trend takip eden biri çok fazla faydalanamaz ama sezon ürünlerini aradan seçebilir. Dolayısıyla önceden hedef seçip öyle gezmekte fayda var zaman açısından. Sonuç olarak çok da fazla alışveriş yapmadığımızı söylemeliyim. Yine de torbaları bir hayli doldurduk. Bu noktada ilginç olan şey benim, eşimden çok daha fazla alışveriş yapmam oldu. Normalde alışveriş meraklısı biri kesinlikle değilim ama Amerika'da yaşayan arkadaşlarımızın ve eşimin söylediğine göre Amerikan pazarı daha çok erkeklere hitap ediyor. Bu görüşüne çoğunlukla katılıyorum. Avrupa ve Türkiye'de kadın giyimi hem daha ucuz hem daha zevkli. Bu yüzden genelde spor kıyafetlere yönelmek mantıklı Amerika'da. Bunun dışında genel alışveriş tavsiyesi vermek gerekirse şehirlerde de mağazaların 'clearance' indirimleri çok uygun olabiliyor. Clearance fiyatları genellikle outlet fiyatlarından daha uygun. Ayrıca bazı ünlü markaların seri sonu ürünlerini uygun fiyata satan, şehir içinde ya da dışında hemen hemen her yerde görebileceğiniz Ross, Marshalls gibi mağazalar da var.


Yola tekrar çıktığımızda saat neredeyse 17:00 olmuştu ve geciktiğimizin farkındaydım. Üstelik yolun daha zor kısmı daha önümüzdeydi. Pacific Coast Highway (PCH) denen 1 numaralı sahil yoluna doğru yol almaya başladık. Bu yol California'nın tamamını kuzey-güney ekseninde sahil boyunca geçen çoğunluğu tek şerit gidiş-geliş bir yol. Çok virajlı ama müthiş güzel manzaralı. İlk durağımız olan Monterey'e geldiğimizde hava tekrar kapadı. Yalnız bu bulutlar oldukça değişik. Okyanus tarafında bir anda karaya doğru iniyor. Alçaklığı ve yoğunluğuyla sis bulutuna benziyor. Rüzgarlar dolayısıyla da hızlı hareket ediyor. Monterey'de kısa bir sahil turu attık. Çok güzel bir kasaba. Burada Amerika'nın en büyük akvaryumlarından biri var. Fakat zaman darlığı yüzünden gezmemiz mümkün olmadı. Sahil yürüyüşümüzden sonra arabayla da yarım ada etrafında bir tur attıktan sonra Carmel'e doğru devam ettik.




Carmel kıyı şeridinde en çok beğendiğimiz yerlerden biri oldu. Burası çok şirin bir tatil kasabası. Okyanus kıyısı sörfçülerin uğrak yeri. Çok geniş ve sakin bir kıyı şeridine sahip. Kasabanın ise çok sıcakkanlı bir atmosferi var. Özellikle eşim burayı çok sevdi. Burada bir süre dolaştık, yemek yedik ve yolumuza devam ettik.







Bir sonraki durağımız olan Big Sur'a yaklaştığımızda hava yavaş yavaş kararmaya başlıyordu. Carmel ve San Simeon arasında kalan Big Sur bölgesi gerçekten büyüleyici. Burada dağlar okyanusun sanki içinden yükseliyor gibi. Yol boyunca sağınızda uçurum ve solunuzda yükselen yamaçlar var. Yolun daha ormanlık alanlara girdiği bölge ise uzun süre yüksek ağaçların arasından geçiriyor sizi. Bu bölgedeki şüphesiz en güzel manzara ise Bixby Bridge'te. Gün batımında burada olmamız ise harika bir rastlantıydı. Manzara gerçekten nefes kesici. 20. yüzyılın başında yapılmış olan köprü iki yamacı birbirine bağlıyor. Deprem bölgesi olması sebebiyle defalarca güçlendirilen köprü birçok eski Hollywood filminde de karşınıza çıkabilir.



Hava artık iyice kararmaya başlamıştı. Sağımızda güneş yavaş yavaş batarken okyanus üzerinde müthiş görüntüler sunuyordu bize. Daha önce de söylediğim gibi sağ tarafı uçurum, sol tarafı dik yamaçlar ve dağlar olan bu virajlı ve yılan gibi kıvrılan yolda ortalama 30mph/50kmh hızla gidebiliyorduk ancak. Karanlık iyice çöktüğünde artık keyifli manzaradan çok, dikkat gerektiren yorucu bir iş haline dönüştü araba sürmek. Üstelik benzin oldukça azalmıştı. Big Sur'un bu kısmında ise yerleşim yok denecek kadar azdı. Ne bir kasaba, ne bir durak hiçbir şey yoktu. Sadece bitmek bilmeyen virajlar ve karanlık. En yakın yerleşimi bulmak için interneti açmayı denedim ama telefon çoğu zaman çekmiyordu. Yolda başka arabayı ancak 10 dakikada bir görüyorduk. Ayrıca aralıklarla yolun ilerleyen kısımlarında çalışma olduğunu bildiren ve yolun saat 22:00'dan sonra kapalı olabileceğini söyleyen tabelalar göze çarpıyordu. Fakat yoldan çok benzin beni endişelendiriyordu. Artık sırtımdan iyice soğuk terler dökülmeye başlamışken, benzinin bitmesine 20 mil kala karşımıza çıkan benzinci adeta kurtarıcımız oldu. Normalin yaklaşık iki katı fiyatlı benzini büyük bir keyifle arabaya doldurup yola devam ettik. Fakat bir türlü gece kalmak için ayarladığım San Simeon'daki motele varamıyorduk. Sayısız viraj ve yol yapım çalışması sonrası saat 22:30'u geçmişken yol sonunda düzleşmeye başladı ve uçurumlar yerini sahil şeridine bıraktı. Yaklaşık 5-6 mil sonra da San Simeon'a vardık. Bizim adımıza unutulmayacak maceralı bir yol oldu. Biraz tedirgin olsak da bayağı keyif aldık. Motele vardığımızda bir hayli yorulmuştuk. Odamız şaşırtıcı şekilde rahat ve genişti. Böylece kafayı koyar koymaz uyuyup rahat bir uyku çektik.


6. GÜN - San Simeon - Santa Barbara - Malibu - Santa Monica - Venice Beach


Sabah uyandığımızda öncelikle San Simeon'daki Hearst Castle denilen modern kaleyi ziyaret ettik. Yine zaman darlığı yüzünden uzaktan görmekle yetinip içini ziyaret etmedik. Oldukça ilginç bir yapı olduğunu buraya not düşelim.




Benim bu bölgede daha çok ilgimi çeken yer elephant seal rookery denilen deniz aslanları barınağı oldu. Bu deniz aslanları SF'da gördüklerimizden çok daha büyük ve farklı karakterli. Çiftleşme ve avlanma zamanı dışındaki zamanlarının çoğunu sahilde uzanıp güneşlenmekle geçiriyorlar. Çok cüsseli olduklarından dolayı enerji konservasyonu önemli. Sahilde sere serpe uzanıp yüzgeçleri ile kendi üzerlerine kum fırlatıyorlar, zaman zaman ilginç sesler çıkarıyorlar ve kumda sürünerek yer değiştiriyorlar. Bunları izlemek için yapılan yere ise sincaplar konuşlanmış durumda. Yasak olmasına rağmen kendilerine turistlerin verdiği yiyeceklerle arsızlaşan ve iyice semiren sincaplar, ayağınızın dibine kadar gelip sizden yiyecek dilenebiliyorlar.
Buradan çıktıktan sonra sırasıyla San Luis Obispo ve Pismo beach'i geçerek 2 saatlik bir yolcukluk sonunda Santa Barbara'ya vardık.







Yolun bu kısmı daha içerden gidiyor ve deniz manzarası görmek çok mümkün değil. Fakat güneş açmıştı ve yol gayet keyifliydi. Santa Barbara'ya vardığımızda oldukça acıkmıştık. Daha önce araştırdığım oldukça salaş ama müthiş popüler bir Taco'cuya gittik direkt olarak. Önündeki sıradan doğru yerde olduğumuzu anlamıştık. Müthiş lezzetli Meksika yemeklerini mideye indirdikten sonra Santa Barbara'yı gezmeye başladık. Burası da oldukça şirin bir şehir. State street etrafında bulunan şehir merkezi çok güzel. Burada birkaç tur attık. Biraz alışveriş yaptık ve kahvelerimizi içtikten sonra tekrar yola koyulduk.

Malibu'ya vardığımızda güneş alçalmaya başlamıştı. Hava tekrar serinlemiş ve bulutlar artmıştı. Zuma Beach bu sebeple oldukça boştu. Biz yine de arabamızı park edip uzunca bir yürüyüş yaptık sahilde. Plaj çok geniş ve aktivite alanları da fazla. Plaj voleybolu başlıca aktivite gibi duruyor. Ana plajlar dışında kalan plajları ve çoğu yamaç kıyısındaki lüks evleri 'gerçek anlamda' zenginler ve ünlüler kapatmış durumda. Bazı plajlara ulaşamıyorsunuz bile. Okyanusun içinde gibi duran, yamaçlardaki yazlık evler muhteşem manzaralara sahip. Yol boyunca son model spor arabalar ve yüksek çitli malikaneler bize Los Angeles'a yaklaştığımızı iyice hissettirdi. Malibu'nun ilginç yerlerinden biri de Pepperdine Universitesi. Malibu'nun içinden geçen PCH üstünde hafif eğimli bir yamaca kurulan üniversite Amerika'nın en pahalı üniversitelerinden. Eğitiminin yanında müthiş manzarası ve konumuyla ilgi çeken bir yer. 












Kıyı şeridinden devam ederek Malibu'dan Los Angeles'a doğru ilerledik. Fakat artık sürekli yerleşim yerleri vardı. Daha sonra da defalarca ifade edeceğim üzere Los Angeles inanılmaz büyük bir alan üzerine kurulu. Şehrin nerede başlayıp nerede bittiği belli değil. Bu gerçeği fark etmemiz uzun sürmedi. Santa Monica'ya vardığımızda güneş batmak üzereydi. Santa Monica'da arabımızı park ettik ve Third Street Promenade denen, bizim İstiklal ile Bağdat Caddesi karışımı yerde biraz yürüdük. Çok güzel bir ortam kurmuşlar bu bölgeye. Cıvıl cıvıl ve insan doluydu. Buradan sonra hemen yakınındaki Venice Beach'e geçtik. Hava karardığı için plajda pek aktivite yoktu fakat iskele kısmı oldukça hareketliydi. Rüzgar oldukça artmıştı. İskelede uzunca bir yürüyüş yaptık ve sonra karnımızın aç olduğunu fark ettik. Otele gitmeden önce Venice'te güzel bir yemek yedik.



Aslında artık Los Angeles'taydık. Fakat biz batı kıyısında idik ve doğu tarafındaki Los Angeles Downtown'a yakın olan otelimize gitmemiz, trafik pek olmamasına rağmen 40 dakika kadar sürdü ve 6. gün böyle sona erdi. Los Angeles'in büyüklüğü dolayısıyla şehri her yanından kesen ve şehrin içinden geçen 6'şar şeritli Freewayler mevcut (bkz. True Detective Season 2). Fakat 6 şerit de genelde tamamen kullanılıyor. İş saatlerinde yoğun bir trafik mevcut. California genelinde görülen dikkatli ve düzgün araba kullanan şoförler LA'de pek mevcut değil. İstanbul'u çok da aratmayan bir sürat ve makas sevdası var. Otelimizin yakınında yer aldığı Downtown bölgesi şehirdeki gökdelenlerin olduğu tek bölge. Bunun dışında şehir genelde kuzey tarafı haricinde oldukça düz ve binalar alçak.


7. GÜN - Los Angeles - Beverly Hills - Hollywood


Uyanır uyanmaz kahvaltımızı edip yola koyulduk. Los Angeles'ta trafikten dolayı yoğun saatlerde yola çıkmamak gerekli. Çok uzun mesafeler kat edildiği için zaten yol uzun sürüyor. Arabamızı ilk durağımız olan Rodeo Drive ile Santa Monica bulvarının kesişimine bıraktık ve yürümeye başladık. North Rodeo Drive zengin kesimin oturduğu malikanelerden oluşuyor. Her ev birbirinden farklı olmasına rağmen mimari birbiriyle gayet uyumlu. Üstelik tüm mahalle çok yeşil. Santa Monica bulvarının alt kısmında yer alan bölüm ise dünyanın en ünlü en crème de la crème markalarının flagship mağazalarının yer aldığı bölüm. Bulvar boyunca palmiyeler yer alıyor. Ayrıca mağazaların birçoğu rezervasyon usulü çalışıyor. Beverly Hills ve çevresinde oturan yüksek gelirli kesim ya da zengin turistler belirli saatler arası mağazayı kapatıyorlar ve o sürede sadece kendileri alışveriş yapıyorlar. Tabii ki kapının önüne son model spor arabalarını bırakarak..




   
Burada kahvemizi içtikten ve dolaştıktan sonra Sunset bulvarına doğru çıkıp Hollywood bulvarı tarafına doğru yol aldık. Yol boyunca alçak binalar ve her yerde yer alan film/dizi reklamları dikkat çekiyor. Bulvarın alt sokaklarından birine arabamızı bıraktıktan sonra yürümeye başladık. Tamamen turistlere hitap eden mağazalar ve hediyelik eşyacılar mevcut. Ve tabii ki Oscar törenlerinin yapıldığı Kodak Theatre (yeni adıyla Dolby Theatre) ve meşhur Chinese Theatre. Birçok dünyaca ünlü filmin premiereinin yapıldığı bu sinema Sid Grauman tarafından yaptırılmış. Ünlülerin el izleri ve imzaları bu sahnenin önünde yer alıyor. Turistlerin de en çok bulunduğu noktalardan biri. Ayrıca Walk of Fame de buradan başlıyor. Her ünlüye iki kaldırım üzerinde bir yıldız tahsis edilmiş. Burada uzunca bir tur attıktan sonra hediyelik eşyalarımızı aldık, Beard Papa'dan tatlımızı yedik ve en son olarak Chick-fil-a'de yemeğimizi yedik. Burada belirtmem gerekir ki bizim denediğimiz fast food restoranları arasında en iyisi chick-fil-a idi. Hakkında yönetimsel açıdan bazı negatif yorumlar olsa da lezzet ve hizmet açısından gerçekten çok çok iyi. Tavsiye edilir.






Vakit akşam üstüne yaklaşırken sonraki durağımız Griffith Observatory oldu. Hem bu devasa şehrin tamamının manzarası hem de Hollywood tabelasının yakından görülebildiği bir tepede yer alıyor bu gözlemevi. Bir hayli kalabalıktı fakat şans eseri park yeri bulmayı başardık. Manzara bu açıdan gerçekten çok güzel. Güneye doğru bakınca şehrin tamamı ayaklarınızın altında kalıyor ve ufku tamamen kaplıyor. Yüksek binaların ve gökdelenlerin olduğu tek bölge doğudaki Downtown bölgesi. Manzaraya bakarken de sağ arkanızda Hollywood Sign yer alıyor. Nispeten yakın bir açıdan görmek mümkün. Fakat fotolarda biraz uzak çıkıyor yine de. Fotoğraflarımızı çektikten sonra Hollywood eteklerinde Mulholland Drive'da bir süre arabayla gezdik. Hollywood'un arka taraflarındaki lüks ve daha sakin mahalleleri gördük. Buradan dönerken de Beverly Hills ve Bel Air içinden geçtik. Çok büyük ve ihtişamlı malikanelerle dolu olan bu mahalleler Los Angeles'ın diğer yüzünü yansıtıyor.


Buradan sonra hem akşam yemeği yemek hem de biraz dolaşmak için Farmers Market'a gittik. Burası içinde organik ürünlerin satıldığı ve ufak büfe/restoranların dolu olduğu çok şirin bir market alanı. Ayrıca canlı country müzik çalan gruplar da çıkıyor. Çok değişik ürünler satan dükkanlar mevcut. Binden fazla acı sos çeşidinin olduğu dükkandan çok değişik baharatlar satan dükkana kadar çok geniş bir ürün yelpazesi var. Buranın hemen yanında yer alan açık hava alışveriş merkezi The Grove da oldukça güzel. İçinde yer alan etkinlikler ve havuzlar çok güzel tasarlanmış. Burayı da gezdik ve yemeğimizi yedikten sonra geceyi sonlandırdık.






PCH - LOS ANGELES NOTLARI



  • PCH yoluna çıkanlar için uyarı yapalım. Mutlaka benzininizin yeterli olduğundan emin olun. Ayrıca 2 gece kalmalı bir plan yaparsanız çok daha rahat gezebilirsiniz bölgeyi. Çok güzel yerler var. Tadını çıkarmak için daha fazla noktada durmak gerek
  • California genelinde çok dikkatli araba kullanılıyor fakat LA için aynı şeyi söylemek güç. LA şoförleri şerit değiştirme kurallarına pek uymuyorlar ve özellikle freeway'lerde oldukça hızlı araba kullanıyorlar
  • Şehrin kimi kesimleri oldukça döküntü ve yıpranmış bir görünüme sahip iken bazı kesimleri ise şato gibi malikaneler, müthiş modern evler ile dolu. Homojenlikten söz etmenin imkansız olduğu bir şehir
  • Duyduğum yorumların aksine park yeri bulmak çoğu zaman büyük bir sorun değil. Fakat park ücretlerine boyun eğmek zorundasınız.
  • Los Angeles gerek devasa mesafeleri, gerek trafiği, gerek de gezip görülecek yerlerin sıradanlığı ile beni çok fazla etkilemedi. İlk planımızda 3,5 gün olan LA planını, daha fazla araştırma yapınca, tatile çıkmamıza 1 hafta kala 2 güne indirmiş olmam çok iyi oldu diye düşünüyorum. Bu tabii ki benim kişisel görüşüm. Eşim ile görüş ayrılığına vardığımız yegane şehir bu oldu sanırım. Kendisi Los Angeles'ı oldukça beğendi