20 Temmuz 2015 Pazartesi

Amerika Günlüklerim Bölüm 2/4 - PCH - Los Angeles


5. GÜN - Gilroy - PCH - Monterey - Carmel - Big Sur


San Francisco'dan yola sabah 10:00'a doğru çıktık. 5. gün programı oldukça yoğundu. Mutlaka plandaki birkaç duraktan feragat etmemiz gerekecekti. Buna yolda karar vermek en iyisi olacaktı. Bu yüzden çok da stres altında kalmadan yola erkenden çıktık. İlk planlarım arasında San Jose ve Palo Alto'ya uğramak da vardı ama bu mümkün gözükmüyordu. Bu yüzden 101 numaralı highway'den doğruca güneye doğru yol almaya başladık. Yollar biraz kalabalık olsa da geniş otobanların da sayesinde pek trafiğe maruz kalmadık. Burada bir parantez açayım. Navigasyon ve her türlü harita ihtiyacım için tüm tatil boyunca Google Maps kullandım. Ana şehirlerin haritasını da önceden yüklemiş olmam da yardımcı oldu. Trafiğe göre en doğru rotayı vermesi, sesli komut özelliği ve hatasız en güncel haritalara sahip olması sebebiyle tatilimizi genel olarak çok kolaylaştırdı. Ayrıca Google Now özelliği ABD'de kusursuz çalışıyor. Sadece trafikte değil, yaptığım rezervasyonlar, aldığım maç/eğlence biletleri, uçuş bilgileri, gittiğim yerdeki görülecek yerler/restoranlar/hava durumu gibi bilgiler tam ihtiyacım olan anda ve yerde telefonumda karşıma çıktı. Android kullanıcıları olarak iphone'a karşı bazı eksilerimiz var ama bu açıklar fazlasıyla kapatılıyor bazı ekstra fonksiyonlar sayesinde. Tabii dersimizi iyi çalışmamız sayesinde de bu özelliklerden fazlasıyla yararlandık. Gittiğimiz tüm noktalarda bütün android cihazlarımda haritalar aşağıdaki gibi gözüküyordu. Yıldızlı noktalar önceden çalışıp işaretlediğim gezilecek yerler, cafeler, restoranlar, parklar vs.. Ayrıca Google otomatik olarak gmail'den aldığı rezervasyon bilgilerini haritada günleriyle beraber zaten işaretliyor.




1,5 saatlik yolculuk sonunda ilk hedefimiz olan Gilroy Premium Outlet'e vardık. İlk olarak havanın değiştiğini fark ettik. Oldukça sıcak bir hava karşıladı bizi. Alışveriş durağımızda ilk planımız yaklaşık 3 saat kalmaktı. Bu maalesef 5,5 saate uzadı ve bize geç saatlerde biraz macera yaşattı. Bu konuya sonra geleceğim. Outlet çok büyük bir alana yayılmış yüzden fazla mağazadan oluşmakta. Tamamını yürüyerek gezmek imkansız. Bu yüzden farklı adacıklar arasında arabayla seyahat ettik. Tabii bu outletlere önceden üye olup vip kupon kitapçıklarını bastırdığımı belirteyim bu noktada. Bazı mağazalarda güzel indirimler sağlıyor. Aklınıza gelebilecek hemen hemen her marka mevcut. Fakat çok fazla ucuzluk beklemeyin. Ayrıca yükselen dolar-euro kuru da fiyatlara doğal olarak olumsuz yansıyor. Bazı mağazalarda fiyatlar diğerlerine göre çok daha indirimli. Örneğin Columbia, Fossil, Timberland gibi markalar oldukça uygun fiyata yeni sezon ürünleri satıyorken Nike, Tommy Hilfiger gibi markalar indirimleri daha az tutup daha eski modellerde indirim sunuyorlar. Trend takip eden biri çok fazla faydalanamaz ama sezon ürünlerini aradan seçebilir. Dolayısıyla önceden hedef seçip öyle gezmekte fayda var zaman açısından. Sonuç olarak çok da fazla alışveriş yapmadığımızı söylemeliyim. Yine de torbaları bir hayli doldurduk. Bu noktada ilginç olan şey benim, eşimden çok daha fazla alışveriş yapmam oldu. Normalde alışveriş meraklısı biri kesinlikle değilim ama Amerika'da yaşayan arkadaşlarımızın ve eşimin söylediğine göre Amerikan pazarı daha çok erkeklere hitap ediyor. Bu görüşüne çoğunlukla katılıyorum. Avrupa ve Türkiye'de kadın giyimi hem daha ucuz hem daha zevkli. Bu yüzden genelde spor kıyafetlere yönelmek mantıklı Amerika'da. Bunun dışında genel alışveriş tavsiyesi vermek gerekirse şehirlerde de mağazaların 'clearance' indirimleri çok uygun olabiliyor. Clearance fiyatları genellikle outlet fiyatlarından daha uygun. Ayrıca bazı ünlü markaların seri sonu ürünlerini uygun fiyata satan, şehir içinde ya da dışında hemen hemen her yerde görebileceğiniz Ross, Marshalls gibi mağazalar da var.


Yola tekrar çıktığımızda saat neredeyse 17:00 olmuştu ve geciktiğimizin farkındaydım. Üstelik yolun daha zor kısmı daha önümüzdeydi. Pacific Coast Highway (PCH) denen 1 numaralı sahil yoluna doğru yol almaya başladık. Bu yol California'nın tamamını kuzey-güney ekseninde sahil boyunca geçen çoğunluğu tek şerit gidiş-geliş bir yol. Çok virajlı ama müthiş güzel manzaralı. İlk durağımız olan Monterey'e geldiğimizde hava tekrar kapadı. Yalnız bu bulutlar oldukça değişik. Okyanus tarafında bir anda karaya doğru iniyor. Alçaklığı ve yoğunluğuyla sis bulutuna benziyor. Rüzgarlar dolayısıyla da hızlı hareket ediyor. Monterey'de kısa bir sahil turu attık. Çok güzel bir kasaba. Burada Amerika'nın en büyük akvaryumlarından biri var. Fakat zaman darlığı yüzünden gezmemiz mümkün olmadı. Sahil yürüyüşümüzden sonra arabayla da yarım ada etrafında bir tur attıktan sonra Carmel'e doğru devam ettik.




Carmel kıyı şeridinde en çok beğendiğimiz yerlerden biri oldu. Burası çok şirin bir tatil kasabası. Okyanus kıyısı sörfçülerin uğrak yeri. Çok geniş ve sakin bir kıyı şeridine sahip. Kasabanın ise çok sıcakkanlı bir atmosferi var. Özellikle eşim burayı çok sevdi. Burada bir süre dolaştık, yemek yedik ve yolumuza devam ettik.







Bir sonraki durağımız olan Big Sur'a yaklaştığımızda hava yavaş yavaş kararmaya başlıyordu. Carmel ve San Simeon arasında kalan Big Sur bölgesi gerçekten büyüleyici. Burada dağlar okyanusun sanki içinden yükseliyor gibi. Yol boyunca sağınızda uçurum ve solunuzda yükselen yamaçlar var. Yolun daha ormanlık alanlara girdiği bölge ise uzun süre yüksek ağaçların arasından geçiriyor sizi. Bu bölgedeki şüphesiz en güzel manzara ise Bixby Bridge'te. Gün batımında burada olmamız ise harika bir rastlantıydı. Manzara gerçekten nefes kesici. 20. yüzyılın başında yapılmış olan köprü iki yamacı birbirine bağlıyor. Deprem bölgesi olması sebebiyle defalarca güçlendirilen köprü birçok eski Hollywood filminde de karşınıza çıkabilir.



Hava artık iyice kararmaya başlamıştı. Sağımızda güneş yavaş yavaş batarken okyanus üzerinde müthiş görüntüler sunuyordu bize. Daha önce de söylediğim gibi sağ tarafı uçurum, sol tarafı dik yamaçlar ve dağlar olan bu virajlı ve yılan gibi kıvrılan yolda ortalama 30mph/50kmh hızla gidebiliyorduk ancak. Karanlık iyice çöktüğünde artık keyifli manzaradan çok, dikkat gerektiren yorucu bir iş haline dönüştü araba sürmek. Üstelik benzin oldukça azalmıştı. Big Sur'un bu kısmında ise yerleşim yok denecek kadar azdı. Ne bir kasaba, ne bir durak hiçbir şey yoktu. Sadece bitmek bilmeyen virajlar ve karanlık. En yakın yerleşimi bulmak için interneti açmayı denedim ama telefon çoğu zaman çekmiyordu. Yolda başka arabayı ancak 10 dakikada bir görüyorduk. Ayrıca aralıklarla yolun ilerleyen kısımlarında çalışma olduğunu bildiren ve yolun saat 22:00'dan sonra kapalı olabileceğini söyleyen tabelalar göze çarpıyordu. Fakat yoldan çok benzin beni endişelendiriyordu. Artık sırtımdan iyice soğuk terler dökülmeye başlamışken, benzinin bitmesine 20 mil kala karşımıza çıkan benzinci adeta kurtarıcımız oldu. Normalin yaklaşık iki katı fiyatlı benzini büyük bir keyifle arabaya doldurup yola devam ettik. Fakat bir türlü gece kalmak için ayarladığım San Simeon'daki motele varamıyorduk. Sayısız viraj ve yol yapım çalışması sonrası saat 22:30'u geçmişken yol sonunda düzleşmeye başladı ve uçurumlar yerini sahil şeridine bıraktı. Yaklaşık 5-6 mil sonra da San Simeon'a vardık. Bizim adımıza unutulmayacak maceralı bir yol oldu. Biraz tedirgin olsak da bayağı keyif aldık. Motele vardığımızda bir hayli yorulmuştuk. Odamız şaşırtıcı şekilde rahat ve genişti. Böylece kafayı koyar koymaz uyuyup rahat bir uyku çektik.


6. GÜN - San Simeon - Santa Barbara - Malibu - Santa Monica - Venice Beach


Sabah uyandığımızda öncelikle San Simeon'daki Hearst Castle denilen modern kaleyi ziyaret ettik. Yine zaman darlığı yüzünden uzaktan görmekle yetinip içini ziyaret etmedik. Oldukça ilginç bir yapı olduğunu buraya not düşelim.




Benim bu bölgede daha çok ilgimi çeken yer elephant seal rookery denilen deniz aslanları barınağı oldu. Bu deniz aslanları SF'da gördüklerimizden çok daha büyük ve farklı karakterli. Çiftleşme ve avlanma zamanı dışındaki zamanlarının çoğunu sahilde uzanıp güneşlenmekle geçiriyorlar. Çok cüsseli olduklarından dolayı enerji konservasyonu önemli. Sahilde sere serpe uzanıp yüzgeçleri ile kendi üzerlerine kum fırlatıyorlar, zaman zaman ilginç sesler çıkarıyorlar ve kumda sürünerek yer değiştiriyorlar. Bunları izlemek için yapılan yere ise sincaplar konuşlanmış durumda. Yasak olmasına rağmen kendilerine turistlerin verdiği yiyeceklerle arsızlaşan ve iyice semiren sincaplar, ayağınızın dibine kadar gelip sizden yiyecek dilenebiliyorlar.
Buradan çıktıktan sonra sırasıyla San Luis Obispo ve Pismo beach'i geçerek 2 saatlik bir yolcukluk sonunda Santa Barbara'ya vardık.







Yolun bu kısmı daha içerden gidiyor ve deniz manzarası görmek çok mümkün değil. Fakat güneş açmıştı ve yol gayet keyifliydi. Santa Barbara'ya vardığımızda oldukça acıkmıştık. Daha önce araştırdığım oldukça salaş ama müthiş popüler bir Taco'cuya gittik direkt olarak. Önündeki sıradan doğru yerde olduğumuzu anlamıştık. Müthiş lezzetli Meksika yemeklerini mideye indirdikten sonra Santa Barbara'yı gezmeye başladık. Burası da oldukça şirin bir şehir. State street etrafında bulunan şehir merkezi çok güzel. Burada birkaç tur attık. Biraz alışveriş yaptık ve kahvelerimizi içtikten sonra tekrar yola koyulduk.

Malibu'ya vardığımızda güneş alçalmaya başlamıştı. Hava tekrar serinlemiş ve bulutlar artmıştı. Zuma Beach bu sebeple oldukça boştu. Biz yine de arabamızı park edip uzunca bir yürüyüş yaptık sahilde. Plaj çok geniş ve aktivite alanları da fazla. Plaj voleybolu başlıca aktivite gibi duruyor. Ana plajlar dışında kalan plajları ve çoğu yamaç kıyısındaki lüks evleri 'gerçek anlamda' zenginler ve ünlüler kapatmış durumda. Bazı plajlara ulaşamıyorsunuz bile. Okyanusun içinde gibi duran, yamaçlardaki yazlık evler muhteşem manzaralara sahip. Yol boyunca son model spor arabalar ve yüksek çitli malikaneler bize Los Angeles'a yaklaştığımızı iyice hissettirdi. Malibu'nun ilginç yerlerinden biri de Pepperdine Universitesi. Malibu'nun içinden geçen PCH üstünde hafif eğimli bir yamaca kurulan üniversite Amerika'nın en pahalı üniversitelerinden. Eğitiminin yanında müthiş manzarası ve konumuyla ilgi çeken bir yer. 












Kıyı şeridinden devam ederek Malibu'dan Los Angeles'a doğru ilerledik. Fakat artık sürekli yerleşim yerleri vardı. Daha sonra da defalarca ifade edeceğim üzere Los Angeles inanılmaz büyük bir alan üzerine kurulu. Şehrin nerede başlayıp nerede bittiği belli değil. Bu gerçeği fark etmemiz uzun sürmedi. Santa Monica'ya vardığımızda güneş batmak üzereydi. Santa Monica'da arabımızı park ettik ve Third Street Promenade denen, bizim İstiklal ile Bağdat Caddesi karışımı yerde biraz yürüdük. Çok güzel bir ortam kurmuşlar bu bölgeye. Cıvıl cıvıl ve insan doluydu. Buradan sonra hemen yakınındaki Venice Beach'e geçtik. Hava karardığı için plajda pek aktivite yoktu fakat iskele kısmı oldukça hareketliydi. Rüzgar oldukça artmıştı. İskelede uzunca bir yürüyüş yaptık ve sonra karnımızın aç olduğunu fark ettik. Otele gitmeden önce Venice'te güzel bir yemek yedik.



Aslında artık Los Angeles'taydık. Fakat biz batı kıyısında idik ve doğu tarafındaki Los Angeles Downtown'a yakın olan otelimize gitmemiz, trafik pek olmamasına rağmen 40 dakika kadar sürdü ve 6. gün böyle sona erdi. Los Angeles'in büyüklüğü dolayısıyla şehri her yanından kesen ve şehrin içinden geçen 6'şar şeritli Freewayler mevcut (bkz. True Detective Season 2). Fakat 6 şerit de genelde tamamen kullanılıyor. İş saatlerinde yoğun bir trafik mevcut. California genelinde görülen dikkatli ve düzgün araba kullanan şoförler LA'de pek mevcut değil. İstanbul'u çok da aratmayan bir sürat ve makas sevdası var. Otelimizin yakınında yer aldığı Downtown bölgesi şehirdeki gökdelenlerin olduğu tek bölge. Bunun dışında şehir genelde kuzey tarafı haricinde oldukça düz ve binalar alçak.


7. GÜN - Los Angeles - Beverly Hills - Hollywood


Uyanır uyanmaz kahvaltımızı edip yola koyulduk. Los Angeles'ta trafikten dolayı yoğun saatlerde yola çıkmamak gerekli. Çok uzun mesafeler kat edildiği için zaten yol uzun sürüyor. Arabamızı ilk durağımız olan Rodeo Drive ile Santa Monica bulvarının kesişimine bıraktık ve yürümeye başladık. North Rodeo Drive zengin kesimin oturduğu malikanelerden oluşuyor. Her ev birbirinden farklı olmasına rağmen mimari birbiriyle gayet uyumlu. Üstelik tüm mahalle çok yeşil. Santa Monica bulvarının alt kısmında yer alan bölüm ise dünyanın en ünlü en crème de la crème markalarının flagship mağazalarının yer aldığı bölüm. Bulvar boyunca palmiyeler yer alıyor. Ayrıca mağazaların birçoğu rezervasyon usulü çalışıyor. Beverly Hills ve çevresinde oturan yüksek gelirli kesim ya da zengin turistler belirli saatler arası mağazayı kapatıyorlar ve o sürede sadece kendileri alışveriş yapıyorlar. Tabii ki kapının önüne son model spor arabalarını bırakarak..




   
Burada kahvemizi içtikten ve dolaştıktan sonra Sunset bulvarına doğru çıkıp Hollywood bulvarı tarafına doğru yol aldık. Yol boyunca alçak binalar ve her yerde yer alan film/dizi reklamları dikkat çekiyor. Bulvarın alt sokaklarından birine arabamızı bıraktıktan sonra yürümeye başladık. Tamamen turistlere hitap eden mağazalar ve hediyelik eşyacılar mevcut. Ve tabii ki Oscar törenlerinin yapıldığı Kodak Theatre (yeni adıyla Dolby Theatre) ve meşhur Chinese Theatre. Birçok dünyaca ünlü filmin premiereinin yapıldığı bu sinema Sid Grauman tarafından yaptırılmış. Ünlülerin el izleri ve imzaları bu sahnenin önünde yer alıyor. Turistlerin de en çok bulunduğu noktalardan biri. Ayrıca Walk of Fame de buradan başlıyor. Her ünlüye iki kaldırım üzerinde bir yıldız tahsis edilmiş. Burada uzunca bir tur attıktan sonra hediyelik eşyalarımızı aldık, Beard Papa'dan tatlımızı yedik ve en son olarak Chick-fil-a'de yemeğimizi yedik. Burada belirtmem gerekir ki bizim denediğimiz fast food restoranları arasında en iyisi chick-fil-a idi. Hakkında yönetimsel açıdan bazı negatif yorumlar olsa da lezzet ve hizmet açısından gerçekten çok çok iyi. Tavsiye edilir.






Vakit akşam üstüne yaklaşırken sonraki durağımız Griffith Observatory oldu. Hem bu devasa şehrin tamamının manzarası hem de Hollywood tabelasının yakından görülebildiği bir tepede yer alıyor bu gözlemevi. Bir hayli kalabalıktı fakat şans eseri park yeri bulmayı başardık. Manzara bu açıdan gerçekten çok güzel. Güneye doğru bakınca şehrin tamamı ayaklarınızın altında kalıyor ve ufku tamamen kaplıyor. Yüksek binaların ve gökdelenlerin olduğu tek bölge doğudaki Downtown bölgesi. Manzaraya bakarken de sağ arkanızda Hollywood Sign yer alıyor. Nispeten yakın bir açıdan görmek mümkün. Fakat fotolarda biraz uzak çıkıyor yine de. Fotoğraflarımızı çektikten sonra Hollywood eteklerinde Mulholland Drive'da bir süre arabayla gezdik. Hollywood'un arka taraflarındaki lüks ve daha sakin mahalleleri gördük. Buradan dönerken de Beverly Hills ve Bel Air içinden geçtik. Çok büyük ve ihtişamlı malikanelerle dolu olan bu mahalleler Los Angeles'ın diğer yüzünü yansıtıyor.


Buradan sonra hem akşam yemeği yemek hem de biraz dolaşmak için Farmers Market'a gittik. Burası içinde organik ürünlerin satıldığı ve ufak büfe/restoranların dolu olduğu çok şirin bir market alanı. Ayrıca canlı country müzik çalan gruplar da çıkıyor. Çok değişik ürünler satan dükkanlar mevcut. Binden fazla acı sos çeşidinin olduğu dükkandan çok değişik baharatlar satan dükkana kadar çok geniş bir ürün yelpazesi var. Buranın hemen yanında yer alan açık hava alışveriş merkezi The Grove da oldukça güzel. İçinde yer alan etkinlikler ve havuzlar çok güzel tasarlanmış. Burayı da gezdik ve yemeğimizi yedikten sonra geceyi sonlandırdık.






PCH - LOS ANGELES NOTLARI



  • PCH yoluna çıkanlar için uyarı yapalım. Mutlaka benzininizin yeterli olduğundan emin olun. Ayrıca 2 gece kalmalı bir plan yaparsanız çok daha rahat gezebilirsiniz bölgeyi. Çok güzel yerler var. Tadını çıkarmak için daha fazla noktada durmak gerek
  • California genelinde çok dikkatli araba kullanılıyor fakat LA için aynı şeyi söylemek güç. LA şoförleri şerit değiştirme kurallarına pek uymuyorlar ve özellikle freeway'lerde oldukça hızlı araba kullanıyorlar
  • Şehrin kimi kesimleri oldukça döküntü ve yıpranmış bir görünüme sahip iken bazı kesimleri ise şato gibi malikaneler, müthiş modern evler ile dolu. Homojenlikten söz etmenin imkansız olduğu bir şehir
  • Duyduğum yorumların aksine park yeri bulmak çoğu zaman büyük bir sorun değil. Fakat park ücretlerine boyun eğmek zorundasınız.
  • Los Angeles gerek devasa mesafeleri, gerek trafiği, gerek de gezip görülecek yerlerin sıradanlığı ile beni çok fazla etkilemedi. İlk planımızda 3,5 gün olan LA planını, daha fazla araştırma yapınca, tatile çıkmamıza 1 hafta kala 2 güne indirmiş olmam çok iyi oldu diye düşünüyorum. Bu tabii ki benim kişisel görüşüm. Eşim ile görüş ayrılığına vardığımız yegane şehir bu oldu sanırım. Kendisi Los Angeles'ı oldukça beğendi


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder