15 Temmuz 2015 Çarşamba

Amerika Günlüklerim Bölüm 1/4 - San Francisco

Burada yaklaşık 17 gün süren Amerika seyahatimizde yaşadıklarımızı, gördüklerimizi ve izlenimlerimizi çektiğimiz resimler eşliğinde anlatmaya çalışacağım. Yorumlar tamamen kendi subjektif izlenimlerim olup genel geçer doğrular olarak algılanmaması tavsiye olunur. 

PLANLAMA


Öncelikle uzun bir Amerika seyahati yapmak yıllardır kafamda olan bir şeydi. İş durumları, evlilik telaşı, zamansızlık derken bir süredir ertelediğimiz geziyi sonunda gerçekleştirebildik. Yaklaşık 6 aylık bir planlama sürecinden geçtik ve en son 3-4 ay kala en optimum tarihi belirlememizle beraber biletleri aldık. Vize için belgeler toplandı, Barcelona'dan Madrid'deki ABD büyükelçiliğine gidildi ve vize kısa süre sonra teslim alındı. Tarihlere göre otel rezervasyonlarını yapmaya başladım, araba kiralamak için fiyat araştırması yaptım, ayrıca ara uçuş için de araştırmalara başladım. Böyle bir planlama yapabilmek için nereleri gezmek istediğinizi ve nerede kaç gün kalacağınızı iyi düşünmek gerekiyor. Gezinin belki de en zor kısmı burasıydı. Yakın zamanda iş değiştirdim, dolayısıyla da çok yoğun bir dönemden geçiyordum. Şirketten kafam kazan olmuş şekilde çıkıp, eve gelip bir de ziyaret edeceğimiz yerleri çeşitli gezi bloglarında, wikivoyage sitelerinde ve forumlarda inceliyordum. Buralarda görülmesi gereken yerleri ve yakınlardaki güzel restoranlari/cafeleri işaretliyordum. Oldukça yorucu ama benim için keyifli bir süreçti. Bu araştırmalarım sonucu kafamda bir plan belirmişti. Ama uçuşa 1 hafta kalana kadar yoğun çalışmalar devam etti ve planda bazı son dakika değişiklikleri yapıldı. Bunların da faydasını oldukça gördük.

Bu kadar planlama yapmam yanlış anlaşılmasın. İnanılmaz detaycı bir insan değilim. Fakat bu tip gezilerde belirli bir miktar planlama yapmak şart. Bununla birlikte bazı şeyleri de o günün akışına bırakırsanız kendinizi de çok sıkmamış olursunuz. Bence bizim gezimizin bu kadar keyifli geçmesinin başlıca sebebi de buydu. 



1. GÜN (SF)


20 Haziran Cumartesi Barcelona saatiyle sabah 5:00 civarı yolculuğumuz başladı. Saat 6:50'deki Frankfurt uçağına bindik. İndiğimizde Frankfurt'tan 10:30 da kalkıp direk olarak San Francisco'ya uçacak A380'e yetişmemiz için yaklaşık 1 saatimiz vardı fakat sorun olmadan rahatça yetiştik. San Francisco'ya yaklaşık 11 saat süren ve tamamı gündüz olan bir uçuş sonrası vardık. İkramlar fena olmasa da Lufthansa'yı konfor açısından beklediğimden daha aşağıda bulduğumu belirteyim. Daha önce bindiğim Emirates A380'i ile arasında koltuk mesafesi ve rahatlığı açısından dağlar kadar fark var. 11 saatinizi o koltukta geçirecekseniz bunlar haliyle oldukça önemli oluyor. Uçakta çok rahat uyuyabilen biri değilim. 11 saat boyunca yaklaşık 2 saat uyuyabildim. Eşim ise benden bile az uyudu. Sonuç olarak yerel saat ile öğlen 12:00'de San Francisco'ya vardığımızda oldukça yorgunduk. 1,5 saatlik vize kontrol kuyruğunda beklemenin ardından valizlerimizi alabildik ve otele doğru yola koyulduk. Bu arada bu kuyruk oldukça can sıkıcı ve tüm yabancılara uygulanıyor. Bazı yoğun dönemlerde 3-4 saat bekleyenler oluyormuş. Bu kadar yorucu bir yolculuğun ardından bir de bu kuyruk insanı isyan ettiriyor adeta.
Union Square

Otelimize vardığımızda saat 15:00 olmuştu. O yorgunlukla tabii ki yatıp uyuduk 18:00'a kadar. Çok akıllıca gözükmese de dayanacak gücümüz pek kalmamıştı. Uyanır uyanmaz şehri gezmeye koyulduk fakat anında acı gerçekle baş başa kaldık. Hava oldukça soğuk ve rüzgarlıydı. Yaklaşık 13 derece ve arada yağmur da atıştırıyordu. 'San Francisco soğuk oluyor' uyarılarını yeterince dikkate almamıştık anlaşılan. Biraz üşüyerek Union Square çevresini gezmeye başladık. Karnımızın acıkmasıyla beraber ilk yemeğimizi Super Duper Burger isimli yerel burgercide yedik. Boyutuna göre biraz pahalı ama oldukça lezzetli burgerlerdi. Çok acıkmamızın da etkisi olabilir ama yediğim en iyi burgerler arasına girebilir.






2. GÜN (SF)


Amerikan Kahvaltısı :)
Sabah güzel ve bir hayli kalorili kahvaltımızı yaptıktan sonra yolları arşınlamaya başladık. Amerika'da Avrupa'nın aksine kahvaltı kültürü oldukça gelişmiş. Kahvaltı ve brunch servis eden çok fazla mekan var. Ayrıca 'diner' larda çok geniş kahvaltı menüleri bulmak mümkün. Kahvaltımız bittikten sonra güneş açmış, keyfimiz yerine gelmişti. Hava hala oldukça serindi. San Francisco'nun yokuşlu yollarını ine tırmana Chinatown'a ulaştık. 

Oldukça ilginç bir mahalle. Buradaki Çinliler tamamen kendilerine özgü bir yaşam sürmekteler. Marketleri, restoranları, mağazaları çok farklı. Sayıları da oldukça fazla. Buradan sonra başka yokuşları ine çıka 'Financial District'e vardık. Yüksek binalar ve daha modern mağazalarla donatılmış caddeler arasından sahil kıyısına ve Embarcadero'ya ulaştık. İlk olarak Port of San Francisco binasını gezdik. Eski limanın içini cafe/bar/restoran/mağazalar ile donatmışlar. Oldukça da güzel olmuş. 


Chinatown
Ferry Building



Deniz aslanları
Daha sonra sahilden oldukça uzun bir yürüyüşle turistlerin en fazla olduğu yer olan Fisherman's Warf'a vardık. Burası tamamen turistlerin istilasına uğramış bir 'boardwalk'. Haliyle hemen hemen her şey turistik. Buraya gelmişken 'clam chowder' denen yengeç çorbasını denememek olmazdı. Lezzetli bir mayalı ekmeğin içine doldurulan yoğun kıvamlı bir çorba. Mutlaka tavsiye ederim. Biz çok beğendik. Bu bölgenin en ilginç yeri ise kuşkusuz deniz aslanları. Üreme dönemlerinde sayıları 1500'ü bulan deniz aslanları burada güneşleniyorlar. Bizim geldiğimiz dönemde çok fazla yoktu. Bayağı sinir bozucu bir ses çıkarmakla beraber bir hayli oyuncular. Birbirlerinin üzerine çıkıp suya tekrar tekrar atlıyorlar. 1500 tanesinin neler yaptığını düşünemiyorum.







Ghirardelli Square

Bir sonraki durağımız Ghirardelli square idi. Burası Amerika çapında ünlü Ghirardelli çikolatalarının merkezi. Oturmak için çok fazla sıra vardı ve karnımız da oldukça tok olduğundan bu sırayı beklemeyi göze almadık. Mağazayı gezdik ve çikolatalarından tattık. Gayet lezzetli ama yediğim en iyi çikolata diyemem. Burada bir miktar dinlendik ve yokuş yukarı yolumuza devam ettik. 

Tırmanışımız sonunda Lombard street'e vardığımızda bayağı yorulmuştuk. Bu sokak aşağı doğru kıvrılarak inen tek şeritli oldukça dik bir sokak. Her tarafı çiçeklerle bezenmiş ve turist kaynayan bir yer. Daha sonra arabayla da ineceğimiz bu sokağı yürüyerek gezdik. Buradan geçen arabaların çoğu turist. Yukarıdaki girişte bir görevli trafiği regüle ediyor. Çok dikkatli ve yavaş inmek zorundasınız.




Cable Car
Lombard Street
SF yokuşları ve Alcatraz

Gün sonunda çok yorulmuştuk. Biraz dinlenmek üzere troleybüse binerek otele geri döndük. Akşam tekrar çıkarak union square'deki Cheesecake Factory'de yemek yedik. Kelimenin tam anlamıyla dünyanın öbür ucunda olmamıza rağmen burada da Barcelona'dan bir tanıdığa rastladık. Dünya gerçekten küçüldü. Havanın tekrar soğuması ve çok yorgun olmamız sebebiyle yemek sonrası geceyi erken bitirip otele döndük. Erken uyuduk..


Union Sq Gece


3. GÜN (SF-Alcatraz)


..ve doğal olarak erken kalktık. Jetlag etkisiyle beraber sabah 5:00'da ayaktaydık. Saat farkından dolayı gündemi gecikmeli olarak takip ettikten sonra dışarı çıktık. Kahvaltımız sonrası Market Street civarında dolaştıktan sonra Alcatraz vapurunun kalktığı yere doğru gitmek üzere streetcar'lara bindik. Hava oldukça serindi. En az cable car kadar güzel görünümlü olan bu streetcarlar ülkenin farklı eyaletlerinden gelmiş. Oldukça eski bir görünüme sahip olsalar da bayağı hızlı gidiyorlar. Yokuş çıkma kapasiteleri pek yok. Bu yüzden genelde sahil yolunda tercih ediliyorlar. Hemen hemen hepsi farklı renklerde. 


Alcatraz vapuru saat 12:00'da kalktı. Burada bir not düşelim. Alcatraz turları sadece bir şirket tarafından yapılıyor. Eğer gezmek istiyorsanız, günler hatta haftalar öncesinden biletinizi almak zorundasınız. Adaya vardığımızda daha da rüzgarlı bir hava karşıladı bizi. Park görevlisinin kısa bir sunumundan sonra yukarıdaki hapishane bölümüne doğru tırmanmaya başladık. Alcatraz 1960'lardan beri hapishane olarak hizmet vermiyor. Yüksek maliyeti nedeniyle kapatılmış. Belli bir süre sonra da ulusal park olarak servis vermeye başlamış. Bu yıllar arasında da yaklaşık 1 yıllık bir süre ile Amerikan yerlileri toprak haklarını savunmak ve seslerini duyurma amacıyla adayı istila etmiş. Kendi hakları olan topraklarda yaşamaları ne kadar istila olarak adlandırılabilirse..


Hapishane bölümünde sesli tur cihazlarımızı aldıktan sonra gezmeye başladık. Buradaki koşullar, kalmış olan ünlü suçlular (Al Capone, Birdman vb.), kaçış denemeleri hakkında hikayeler dinledik. Tur oldukça etkileyici. Burada kalmış olan suçluların kendi seslerinden kayıtları dinlerken o atmosferi solumak insanı etkiliyor. Hapishane koşulları çok kötü değil ama tamamen izole olan yaşam koşulları zor gözüküyor. 


Alcatraz tarihi boyunca birkaç ayaklanma olmuş. Kaçış denemelerinden kurtulan olmamış. Yalnızca bay area'nın soğuk ve akıntılı sularına atlayan 3 suçludan bir daha haber alınamamış. Kurtulmuş olmaları çok zor gözükse de ihtimal dahilinde. İlginiz varsa bunlarla ilgili hikayeleri araştırıp okumanızı öneririm.



Alcatraz



Solitary
 
Suçluların kaçmak için yaptıkları kafa maketi ve arka duvarda açtıkları delik

Geri döndüğümüzde yorulmuş ve üşümüştük. Biraz daha dolaştıktan sonra otele geri döndük. Doğum günüm olması sebebiyle akşam eşimle beraber çok güzel bir biftek restoranına gittik. Günü de böyle bitirmiş olduk. 2015'te doğum günümde nerede olduğumu sanırım bir daha unutmam..


4. GÜN (SF - GOLDEN GATE)


Sabah kahvaltı sonrası ilk iş olarak kiraladığımız arabamızı teslim almamızla birlikte Amerika'da araba sürmeye başlamış oldum. 2015 model az kullanılmış bir Jeep Cherokee aldık. Yaklaşık 2400km boyunca bize yoldaşlık etti ve bizim için oldukça konforlu ve ihtiyaçlarımıza karşılık veren bir araç oldu. Arabayı alır almaz ilk iş olarak daha önce yaya olarak gezdiğimiz şehir içindeki yokuşlu sokaklarda birkaç tur attık, daha önce bahsettiğim Lombard street'ten aşağı indik ve ilk hedefimiz olan Twin Peaks'e doğru yola koyulduk. Ama önce yolumuzun üstünde bulunan Painted Ladies'e bir ziyarette bulunduk. Bunlar çoğumuzun Full House dizisinden aşina olduğu, bir park kenarındaki sıralı evler. Bayağı güzel binalar ama bir tanesi tadilat halinde olduğundan güzel bir foto almamız mümkün olmadı.

Twin Peaks'ten San Francisco manzarası

Bugün hava bir hayli güneşliydi. Fakat twin peaks tepesindeki rüzgar oldukça sert ve soğuk. Burası San Francisco'nun neredeyse tamamını tepeden gören bir yer. Manzara gerçekten harika. Burada biraz vakit geçirdikten sonra Golden Gate parkına gittik. Yoğun programımız dolayısıyla buradaki de Young muzesi ve California Academy of Sciences'ı gezemedik. Ama parkta kısa bir tur attık. Çok büyük bir alana yayılan bu parkın içinde bu iki ünlü müzenin yanı sıra futbol sahası, japon çay bahçesi, botanik bahçe, polo sahası, golf sahası, göletler ve daha birçok farklı aktivite alanı bulunuyor.

Bir sonraki durağımız ise 4 gündür uzaktan gördüğümüz Golden Gate köprüsü idi. Köprüyü kuzeye doğru geçerken sağ tarafta bir adet ve sol tarafta birkaç adet manzara noktası var. Bunlardan sağ tarafta olan çok kalabalık ve en vasat manzara burada. Diğer taraftakiler hem yükseklik hem de arka plan manzarası olarak çok daha tatmin edici. Sağ tarafımızda Pasifik okyanusu, solumuzda Körfez bölgesi ve karşımızda San Francisco ve Alcatraz'ı kapsayan harika bir manzara ile karşı karşıyaydık. Tam ortalarında ise kiremit renkli Golden Gate Bridge.. 1930'larda yapılan köprü o dönemdeki ekonomik buhrana rağmen çok yüksek maliyetle hem güçlü akıntılara hem de depreme dayanıklı olacak şekilde yapılmış. San Francisco'nun deprem kuşağında olması yüzünden normalden 4 kat daha sağlam yapıldığı söyleniyor.





Golden Gate köprüsünü kuzeye doğru geçtiğinizde doğu tarafında Sausalito adında güzel bir sahil kasabası yer alıyor. Burada güneşli günün keyfini çıkararak sahil şeridini gezdik. Bebek sahilini andıran görüntüler mevcut. Deniz kenarında uzunca bir yürüyüş ve yemek sonrasında buradan ayrılıp San Francisco'ya geri döndük. Akşam gün batımına yakın Bay Bridge'i geçerek Treasure Island'dan fotoğraflar çektik.



Sausalito

Gün batımıyla beraber maç saati de yaklaşıyordu. Arabamızı AT&T Park yakınındaki inanılmaz pahalı park yerlerinden birine bırakıp stada doğru yürüdük. San Francisco Giants ve San Diego Padres arasında oynanan beyzbol maçına iki bilet ayarlamıştım. Stadın konumu gerçekten harika. Tribünde otururken körfez manzarasının keyfini çıkarabiliyorsunuz. Ayrıca Giants taraftarları tüm ülkedeki en iyi stad yemeklerine sahip olmakla övünüyorlar. Gerçekten çok fazla çeşit yiyecek ve içecek var. Oldukça pahalı ama alkollü içecekler de mevcut. Dikkat ederseniz henüz beyzboldan bahsetmedim zira bahsedecek çok da fazla şey yok. Dünyanın en sıkıcı sporlarından biri kesinlikle beyzbol. Kurallara çalışıp gitmeme rağmen yine anlamadığım bir çok şey oldu maç sırasında. Bu arada kendi taraftarları da maçı çok fazla izlemiyorlar. 3 saati aşan maç süreleri ve bu tekdüzelikle maçı sürekli izlemek zaten mümkün değil. Geçen senenin şampiyonu olan SF Giants biraz sıkıntılı zamanlar geçiriyormuş. Maçı da 2-3 kaybettiler zaten ama ziyanı yok. Çünkü 3 gün üst üste aynı takımlar maç yapıyormuş. Gerçekten çok acayip bir sistem. 
























Maç boyunca manzaranın tadını çıkardık, maçı elimizden geldiğince takip ettik ve çoğunlukla yanımızdakiler ve arkamızdakilerle muhabbet ettik. Yanımızdaki genç çift oldukça cana yakındı. 3 saat boyunca, Türkiye, İspanya ve İtalya'dan, beyzbol kurallarından, yemeklerden, bizim ABD gezimizden, biz üşürken ve onlar t-shirtle otururken havanın onlara göre soğuk olmadığından filan bahsettik. Arkamızdaki yaşlı çiftle de oldukça uzun sohbet ettik. Kendileri yakın zamanda Türkiye'ye gelmiş ve en ücra köşelere kadar gezmişler. Onlarla da bir çok farklı konudan bahsettik. Sonuç olarak biraz beyzbol, biraz manzara, çokça da sohbet dolu keyifli bir akşam geçirdik. Geceyi bitirip otelimize doğru yol aldık. Bu San Francisco'daki son gecemizdi. Büyük roadtrip yarın başlıyordu..


SF NOTLARI


  • Amerika'nın her şehrinde evsiz var ama en çok San Francisco'da gözümüze çarptı. Genellikle zararsızlar ama sayıları çok fazla ve her yerdeler. Üzücü bir durum.
  • San Francisco çok popüler ve hip bir şehir. Çoğu internet şirketinin merkezi burada. Yelp, Reddit, Dropbox, Instagram, Uber, Pinterest vb.. Bu teknolojik statü insanlara da yansımış.
  • Bu sebeple ve etraftaki ekonomik yükselişin de etkisiyle kiralar ve genel olarak hayat çok pahalı. Hem Bay Area hem de Silicon Valley bölgesi dünyanın en büyük teknoloji firmalarına (Apple, Google, HP vs..) ve en iyi üniversitelerinden bazılarına (Stanford, Berkeley vs) ev sahipliği yapıyor.
  • Şehiri çok beğendim ama havası gerçekten çok can sıkıcı. Sürekli insanın içine işleyen bir rüzgar var. İyi ki kışın gelmemişiz diyoruz. Sıcaklardan oldukça rahatsız olan biriyim ama burası biraz fazla soğuk.
  • Uber servisini SF'da iki kere kullandık ve gerçekten memnun kaldık. Kullanımı çok kolay ve pratik. 2-3 dakika içinde araç ayağınıza geliyor ve size sormadan daha önce işaretlemiş olduğunuz noktaya götürüyor. Yolculuk sırasında kendi telefonunuzdan seçilen rotayı takip edebiliyorsunuz. Yolculuk bittiğinde de hiçbir para alışverişi yapmadan araçtan ayrılıyorsunuz. Belirlenen ücret uygulamaya kayıtlı kredi kartınızdan çekiliyor ve sürücünün hesabına aktarılıyor. Taksiye göre çok daha ucuz değil ama bu kadar pratik olması kesinlikle tercih sebebi. Ayrıca daha ekonomik yolculuk paylaşımı seçeneği ve daha konforlu UberXL seçeneği mevcut. Eğer arkadaşınızla beraber yolculuk ediyorsanız sistem üzerinden 'split fare' seçeneği ile ücreti bölüşebiliyorsunuz.



2 yorum: